Rainer Werner Fassbinder Toplu Oyunları

“Ben yalnızca insanı tanırım”

Alman Yeni Sineması’nın önde gelen temsilcisi Rainer Werner Fassbinder’in “Kahvehane”, “Korku Kemirir Ruhu” ve “Kerhaneci”den oluşan “Toplu Oyunları 1” çıktı.

Milliyet 17.10.2002

     Cannes Film Festivali, 1977. Ağır hasta olan Luchino Visconti son filminin gösterimine katılıyor. Bütün ilgi ona odaklanmış. Carlton Bar’da deri çizmeli, deri montlu bir adam. Bir elinde sigara öbür elinde bira bardağı. Hiç utanmadan Visconti’nin tahtını ele geçireceğini ilan ediyor.
     O adam “Despair” adlı filmin yönetmeni Rainer Werner Fassbinder’dan başkası değil. Yeni Alman Sineması’na biraz gecikmeyle de olsa katılan ama kısa sürede diğer bütün yönetmenleri gölgede bırakan bir auteur. Cesur, asi, ikon kırıcı, üretken, çok yönlü, marjinal yazar, yönetmen, oyuncu, müzisyen…
     Fassbinder gerçekten de Visconti gibi kariyerinde tiyatronun önemli bir yer tuttuğu, senaryolarını oyun gibi yazan, oyunlarını film çeker gibi sahneye koyan ve iki farklı disiplini çok az kişinin becerebildiği şekilde kaynaştıran bir yönetmendi. 1945 doğumlu Fassbinder 1963’te Münih’te adım attığı tiyatro ve sinemada birbiri ardına yapıtlar vererek, tartışılarak, lanetlenerek, göklere çıkarılarak ‘tırmandı’. Sahnede Antiteatr / Karşı Tiyatro, perdede Yeni Alman Sineması Fassbinder’in ‘68 sonrasında bile kolay kolay kabullenilemeyecek marjinalitesini zor da olsa kaldırabilen akımlardı. Alman burjuvazisine her yönden saldırıyor, yabancı düşmanlığından eşcinselliğe bütün önyargıları, tabuları kırarak, yazılı ve görsel dili sakınmadan kullanarak buldozer gibi ilerliyordu. Ama Visconti’nin tahtına oturamadan öldü… 1982 yılında, daha 37 yaşındayken. “Hızlı yaşa, genç öl” deyişini bambaşka bir nedenle de olsa “Eğer bir şey var ise o da harekettir” diye düstur edinmişti kendine…
     Tiyatro eleştirileriyle tanıdığımız Sibel Arslan Yeşilay’ın Fassbinder’in 20. ölüm yıldönümünde Türkçe’ye çevirdiği oyunlar, “Ben yalnızca insanı tanırım” diyen Fassbinder’in kişiliğini ve sanatını yalın haliyle gösteriyor bize. Fassbinder’in kaleminden dökülen sözcüklerle, allanıp pullanıp beyazperdede görücüye çıktıktan sonra, ilk kez baş başa kalmak, onları çıplak ve makyajsız okumak bambaşka bir tat. 1968 tarihli “Katzelmacher / Kerhaneci”, filmden oldukça farklı. Oyun, filmin bir bölümü sadece. Bir Yunanlı göçmen işçinin geldiği kasabada Alman erkeklerinin huzurunu kaçırmasını, bir de Alman kadınla ilişkiye girince hepsinin nefretini üstüne toplamasını kısacık repliklerle çarpıcı biçimde anlatıyor.
     “Das Kaffeehaus / Kahvehane”, Fassbinder’in Goldoni’den bir uyarlaması. Yeşilay, kumarbaz Venedikli tacirin öyküsünün Commedia dell’Arte geleneğinden ayrılarak Fassbinder’in elinde trajik bir farsa dönüştüğünü yazıyor…
     Marjinal yönetmenin toplumun en alttakilerinden iki kişinin, 60 yaşında dul bir Alman temizlikçiyle genç bir Faslının aşkını ve evliliğini anlattığı “Angst essen Seele auf / Korku Kemirir Ruhu” ise başyapıtlarından biri. Birebir sinemaya uyarlanan oyun, minimalist tarzı ve naif içeriğiyle dikkat çekiyor. Fassbinder, olağandışı çiftin çevresindekilerin, ailenin, komşuların, iş arkadaşlarının önce önyargılı, sonra çıkarcı yaklaşımlarını dolaysız bir anlatımla, bir tek fazla sözcüğe yer vermeyen ekonomik bir dille aktarıyor.
     Kitapta bir Fassbinder kronolojisi, Sibel Arslan Yeşilay’ın kaleminden tek tek oyunlarının da tanıtıldığı bir biyografi, tiyatro eleştirmeni Michael Skasa’nın 1998’de İstanbul’da verdiği konferanstan bir bölüm ve Hans Günther Pflaum’un “Korku Kemirir Ruhu” üzerine yaptığı söyleşi de yer alıyor.
     
Toplu Oyunlar 1  Rainer Werner Fassbinder , çeviri: Sibel Arslan Yeşilay, Mitos Boyut Yayınları, 2002
   

Irkçılık, cinsiyetçilik ve sömürülebilir duygular

 Kerem Karaboğa, ( VİRGÜL 56, Kasım 2002)

Ülkemizde, Maria Braun’un Evliliği, Katherina Blum’un Çiğnenen Onuru ve Lili Marlen filmleri başta olmak üzere, özellikle festival izleyicileri nezdinde saygın bir yeri bulunan Fassbinder’in tiyatrocu yönünü keşfetmek pek çok kişi açısından ilginç olsa gerek. Sanat hayatına 60’lı yılların avangard tiyatro ortamında başlayan ve oldukça üretken fakat daha otuz yedi yaşında hayata veda eden Fassbinder, sinema dünyasının Ingmar Bergman, Joseph Losey, Luchino Visconti gibi önemli ustaları arasında “tiyatrolu sinemacı” sıfatıyla anılacak isimlerden biri. Kendi tabiriyle “tiyatroyu film gibi, filmleri ise tiyatro gibi” yöneten Fassbinder’in dilimize çevrilen üç oyunu aracılığıyla, filmlerine yansıttığı dünyanın ve yaşama dair bakış açısının izini sürmek mümkün.

Toplu Oyunları 1 içinde yer alan oyunlardan ikisi Korku Kemirir Ruhu ve Kerhaneci, yabancı düşmanlığı ve ırkçılık olgusunu irdeleyen bir dramatik akışa sahip. Fassbinder tarafından filme de çekilen Korku Kemirir Ruhu, aralarında yaş ve ırk farkı bulunan iki kişinin, bir Alman hizmetçiyle, bir Arap inşaat işçisinin yaşadıkları aşk ve evlilik üzerine kurulu. İlk bakışta, Fassbinder’in çok sevdiği melodram kalıpları içerisinde akıyormuş gibi görünen öykü, sadece yabancılığa dair önyargıları incelikli ve yer yer mizahi biçimde irdelemekle kalmıyor, aynı zamanda kurgusunun çok katmanlılığı içerisinde sınıf ve statü olgularının toplumsal yansımalarına, kadın erkek ilişkilerindeki karşılıklı sömürü biçimlerine uzanıyor ve alt-orta sınıf Alman toplumunun çarpıcı bir portresini sunuyor.

Fassbinder’in Münih’te kurduğu Antiteater’da sahnelediği Kerhaneci ise, aynı toplumsal kesimin şiddeti barındıran yüzünü sergilemekte. Oyun, yabancı düşmanlığı olgusunu, Korku Kemirir Ruhu’ndakine kıyasla daha radikal bir üslupla tartışırken, “öteki”nin cinsel çekiciliğiyle, onu yok etme dürtüsü arasındaki gerilim üzerinde şekilleniyor. Fassbinder’in incelikli gözlem yeteneği sayesinde, oyun esnasında yabancı düşmanlığının sosyo-psikolojik yansımalarının ötesine geçilerek, ırkçılık ve cinsiyetçilik söylemlerinin işçi sınıfı içerisinde örgütlenme tarzı da tartışmaya açılıyor.

Üç oyun arasında belli yönlerden en ilgi çekici olanı, Goldoni’nin Kahvehane’sinden yapılmış uyarlama. Goldoni’nin Venedik burjuvazisini tiyatro aracılığıyla eğitmek amacıyla kaleme aldığı ve toplumdaki yanlış ya da kamu ahlakına aykırı davranışların yol açtığı sorunları mizaha başvurarak sergilediği oyunlar arasında en bilinenlerinden biri olan Kahvehane, Fassbinder’in elinde, günümüz burjuvazisinin tipik sınıfsal hastalıklarının, para bağımlılığının, erkeklerin maço görünme arzusunun parodisine dönüşmüş durumda. Goldoni’nin duygusal ve ılımlı üslubunda seyirciye sempatik gösterilen Don Marzio’lar, Ridolfo’lar ve Pandolfo’lar, Fassbinder’in metninde materyalist ve duygusal yönden yabancılaşmaya uğramış Alman orta sınıfının kara mizah tonlardaki alegorisini yaratmakta.

Fassbinder’in oyunları okunduğunda, her eserinde içinde yaşadığı toplumun kimlik politikasını oluşturan ya da bastırılan yönlerini hicvederek açığa çıkaran bu önemli tiyatrocu-sinemacının çoğunlukla marjinal bırakılmasının nedeni daha iyi anlaşılıyor. Çünkü, kendi ülkesindeki gözlemlerinden yola çıkıyor olsa da Fassbinder’in iğnesi, kapitalist bir dünyanın tüm zaaflarına batırılıyor ve seyirciyi, yüzleşmekten kolayca kaçındığı “ben”liğiyle karşı karşıya gelmeye zorluyor. 

Aykırı kalemden üç oyun

 Eserleri ve marjinal yaşamıyla dikkatleri üzerine çeken Fassbinder’in oyunları ölümünün 20. yıldönümünde ilk kez Türkçede

 ŞEHNAZ PAK  RADİKAL KİTAP 18/10/2002

 TOPLU OYUNLARI 1  Kahvehane – Korku Kemirir Ruhu – Kerhaneci Rainer Werner Fassbinder, çeviren: Sibel Arslan Yeşilay, Mitos Boyut Yayınları, 2002, 144 sayfa,

“Hayat ile sanat arasında bir fark yoktu Fassbinder için. Otururken, yatarken, yürürken ya bir sonraki filmin dialoglarını ya da bir oyunun sahnelerini dikte ettirirdi. Her an yeni bir projeyle meşguldü kafası. Neredeyse hiç uyumazdı. ‘Ölünce uyuyacağım nasıl olsa’ derdi” diye özetleyivermiş Alman sinema ve tiyatrosunun aykırı ismi Rainer Werner Fassbinder’i, tiyatro eleştirmeni Michael Skasa.

Eserleri ve marjinal yaşamıyla dikkatleri üzerine çeken Fassbinder ölümünün 20. yıldönümünde ilk kez Türkçede okur karşısına çıkıyor. Sibel Arslan Yeşilay tarafından Türkçeye kazandırılan Fassbinder’in oyunları Mitos Boyut Yayınları’nca ‘Toplu Oyunlar 1’ başlığı altında yayımlandı. Kitapta, Fassbinder’in ‘Kahvehane’, ‘Korku Kemirir Ruhu’ ve ‘Kerhaneci’ adlı üç oyunu yer alıyor.

‘Toplu Oyunlar 1’de yer alan üç oyun da birbirinden bütünüyle farklı üç metin. Fassbinder’in, Goldoni’nin aynı adlı oyunundan bir uyarlama olan ‘Kahvehane’ kumar tutkusunun esiri olmuş bir Venedikli tüccarın öyküsünü konu alıyor. Ancak bir farkla; Goldoni’nin burlesk komedisi, Fassbinder’in elinde trajik bir farsa dönüşmüş.

Cesur ve yalın diyaloglar

İlk olarak 1969’da Bremen Tiyatrosu’nda sahnelenen ‘Kahvehane’, Venedik’te farklı sosyal çevrelerden gelen insanların ağırlıkla ‘para’ ilişkisine dayalı yaşamları komik ve renkli karakterler eşliğinde anlatılıyor. Kumar tutkusu yüzünden varını yoğunu yitirme noktasına gelen Venedikli tüccar Eugenio’nun giderek batağa saplanmasının hikâyenin merkezini oluşturduğu ‘Kahvahene’de; Fassbinder, Goldoni’nin metninde yaptığı zekice değişikliklerle oyunu farklı bir boyuta taşıyor. Ve ‘Kahvehane’ tam anlamıyla bir başka insana yardım etmenin olanaksızlığını işleyen bir metne dönüşüyor.

Yalın keskinliği ve duygusallığıyla ön plana çıkan ‘Korku Kemirir Ruhu’da, Fassbinder toplumun dışladığı, ezdiği kişilerden yaşlı bir temizlikçi kadınla, genç bir Faslı işçi arasındaki ilişkiyi konu alıyor. Oyun, eleştirmenler tarafından ‘masalsı ögeler taşıyan naif bir sosyal drama olarak’ tanımlanıyor. Fassbinder oyununa ustaca yerleştirdiği yalın ve kısa diyaloglarla duyguların sömürülmesini ve ırkçı önyargıları minimalist bir tarzda aktarır okuyucuya.

Üç yetişkin çocuğu olan temizlikçi Emmi ile Almanya’da işçilik yapan Faslı işçi Salem bir akşam tesadüfen Yabancı İşçi Meyhanesi’nde biraraya gelir. Alman toplumunun saf Alman olmadığı için dışlamaya çalıştığı Emmi ile zaten Faslılığından ötürü ikinci sınıf insan muamelesi gören Salem’in ‘yalnızlık’ın yumağında başlayan dostlukları bir süre sonra aşka dönüşür. Ancak toplumun dayattığı yabancı düşmanlığı ve ikilinin arasındaki 20 yaş farkı Emmi ve Salem’in ilişkilerinin başında kara bir bulut gibidir. Oyun toplum dışına itilme, insan yerine konulmama, mutlu olamama korkusunun, ezik iki insanın ruhunda koparttığı fırtınaları tüm çelişkileriyle vurucu bir biçimde ortaya koyuyor.

Toplumda önyargı mekanizmasının nasıl işlediğini irdeleyen ‘Kerhaneci’ oyununda ise Fassbinder, ‘ırkçılık’ kavramını inceden inceye sorgular. Almanya’da çalışan Yunanlı işçi Yorgo, bir Bavyera köyünde can sıkıntısı içindeki gençlerin önyargıları ve ırkçılıklarına hedef tahtası olur. Yorgo’nun kadınlarla kuramadığı diyaloğu ve kurduğu ilişkilerini kıskanan gençler, onun hakkında komünist olduğu dedikodusunu yayarlar. O ana kadar pek de dikkat etmedikleri namus kavramına ekledikleri ulus olgusuyla birlikte Yorgo’nun haddinin bildirilmesi konusunda gençler hem fikirdir. Ancak Yorgo da toplumu pençesine alan önyargı mekanizmasından payını almıştır. Yorgo bir Türk işçisiyle birlikte çalışacağını öğrenince bu kez de kendisi aynı önyargılarla davranır. Önyargı kurbanı karakterlerin eşliğinde şiddet kısırdöngüsünün altını çizen Fassbinder’in yine cesur ve yalın diyaloglarıyla öne çıkıyor ‘Kahvehane’ metni.

…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………….

Rainer Werner Fassbinder

31.5.1945 Bad Wörishofen’de (Bavyera) doğdu. Anne-babası boşandıktan sonra annesiyle yaşamaya başladı.

1961-63 Lise öğrenimini yarım bırakıp Köln’de emlakçılık yaptı.

1963-66 Münih’te Firdl Leonhard Studio’da oyunculuk eğitimi gördü. Burada Hanna Schygulla ile tanıştı.

1966-67 “Kent Gezginleri” ve “Küçük Kaos” adlı ilk kısa filmlerini çekti.

1967-68 Münih’teki “Action Theater” grubuna katıldı. Burada “Leonce ile Lena”yı, ardından kendı yazdığı “Kerhaneci” oyununu
sahneledi.

1968 Alışılmışın dışındaki film, sahne ve televizyon çalışmalarıyla ilgi uyandıran “antiteatr” grubunun kurucuları arasında yer aldı.

1969 İlk filmi “Aşk Ölümden Soğuktur” fazla ses getirmedi. İkinci  yönetmenlik çalışması olan “Kerhaneci”nin sinema versiyonuyla iki ödül birden kazandı. Antiteatr dağıldı.

1970 Bir yıl içinde “Kahvehane”, “Whity”, “ Niklashaus Yolculuğu”, „Amerikan Askeri“, „Kutsal Fahişeden Sakın“ ve „İngolstadt’ın Öncüleri“ filmlerini çekti. Ayrıca sahneleme, uyarlama ve iki radyo oyunu çalışmasını da  aynı yıl içinde gerçekleştirdi.

1971 „Dört Mevsim Satıcısı“ filmini çevirdi.

1972 „Sekiz Saat Bir Gün Değildir“ adlı diziyi çekti. Başrolünü Hanna Schygulla’nin oynadığı dizi tartışmalara yol açtı ve ancak beş bölüm çekilebildi.

1973 Yaşlı bir temizlikçi kadınla genç bir Faslı işçi arasındaki aşkı  anlatan „Korku Kemirir Ruhu“ filmi büyük yankı uyandırdı. Aynı yıl Theodor Fontane’nin romanı „Effi Briest“i filme çekti Film Berlin Film Festivali’nde büyük bir başarı kazandı.

1974-75 „Küster Ana’nin Cennete Yolculuğu“,“Oysa Tek İsteğim Beni Sevmeniz“ filmlerini çekti. Frankfurt’taki Theater am Turm tiyatrosunun sanat yönetmenliğini üstlendi.

1976-78 „Çöp, Kent ve Ölüm“ oyunu tartışma yarattı.“Çin Ruleti“ ve „Despair“ filmleriyle Almanya dışında daha geniş bir seyirci kitlesine ulaşmaya çalıştı.

1977 New York’ta 12 filminin gösterildiği Fassbinder Festivali  düzenlendi. New York Times tarafından “Batı Avrupa’nın en orijinal, en üretken, en yetenekli sinemacısı” olarak nitelendirildi.

1978 “Onüç Aylı Bir Yılda” filmini yönetti. “Maria Braun’un Evliliği” filmiyle büyük başarı kazandı ve ödüller aldı.

1980 Alfred Döblin’in romanından yaptığı “Berlin Alexander  Meydanı” filmiyle en büyük düşünü gerçekleştirdi.

1981 Şarkıcı Lale Andersen’ın anılarından yola çıktığı “Lili Marleen” seyircinin yoğun ilgisiyle karşılaştı. İlk belgesel filmi “Trans Halinde Tiyatro ”yu çekti.

1982 “Veronika Voss’un Özlemi“ filmi Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülünü alarak Fassbinder’in kazandığı son başarı oldu. Son projesi ise Jean Genet’nin romanından uyarladığı “Querelle” filmi oldu. 10 Haziran’da Münih’te öldü.
 

 

Bu yazı Çeviriler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir