KAYIPLAR

KAYIPLAR

 

CESETLİ NEHRİN KADINLARI

    “Tasarladığım roman, diktatörlüğün gizli polislerinin elinde kaybolan binlerce erkeği ve pek çok kadını işlemektedir. Bu insanlar geceyarısı evlerinden alınıp götürülmüş ya da gündüz gözüyle sokak ortasında kaçırılmıştır, onları bir daha da gören olmamıştır. Yakınları, sevdikleriden ayrılmakla kalmamış, onların hayatta olup olmadığını bile bilememiştir. “Kayıplar” evlerinden, işlerinden, çocuklarından edilmiş, hatta mezarlarından da yoksun bırakılmıştır. Sanki hiç yaşamamışlardır”. Ankara Sanat Tiyatrosu’nun “Kayıplar” adıyla sahnelediği “Dullar” romanının konusunu böyle özetliyor Güney Amerikalı yazar Ariel Dorfman. Yazar, daha çok 90’lı yıllarda dünya çapında başarı kazanan, filme de çekilen “Ölüm ve Kız” adlı oyunuyla tanınıyor. 1996’da yayınlanan “Okur” adlı edebiyatta sansürü ele alan  oyunuyla da büyük bir başarı elde eden Dorfman, henüz bir yaşındayken, askerler iktidarı ele geçirince ailesiyle birlikte ülkeyi terkedip ABD’de yaşamaya başladı. 10 yıl sonra Şili’ye yerleşerek yüksek öğrenimini tamamladı. 1973’te Allende’ye karşı yapılan darbe yüzünden burayı da terk etmek zorunda kaldı. Amerika’da North Caroline’da Durham Üniversitesi’nde verdiği Edebiyat derslerinin yanısıra New YorkTimes’a yazdığı yazılar, romanları ve öyküleriyle ABD’nin en tanınan latin amerikalı yazarı oldu. Ancak 1992’de yurdunda dönebilen yazar, Santiago Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışıyor.

    Yeniden “Kayıplar”a dönecek olursak, Dorfman’ın ele aldığı, hiç te yabancısı olmadığımız bir konu, AST yapımı olarak Rutkay Aziz’in rejisiyle izleyici karşısında. Dekor-kostüm tasarımını Metin Deniz’in gerçekleştirdiği yapıma  tümüyle toprak rengi hakim. Perde açıldığında Toprak rengi kumaşlarla çevrelenen sahnede bir nehrin kıyısında bekleşen hüzünlü kadınları görüyoruz. Yüksekçe bir yerde oturup hiç konuşmayan yaşlı bir kadın ise günler geceler boyu yerinden kımıldamadan büyük bir umutla ‘kaybolan’ oğlu, babası ve kocasının gelmesini bekliyor. Bekleyiş ve umutla umutsuzluk arasındaki gel-gitlerin hakim olduğu son derece hüzünlü, zaman zaman dehşet verici bir atmosfer hakim sahneye. Polisin gözaltına aldığı ve aylar, hatta yıllar boyu kendilerinden haber alamadıkları erkeklerini bekleyen kadınlar, nehrin sürüklediği ve tanınmayacak haldeki  her cesede kocası ya da  oğlu olduğu gerekçesiyle sahip çıkmaya çalışıyor. Canlısını elde edemediği yakınlarının hiç olmazsa ölü bedenine kavuşma umuduyla nehirden ayrılmıyorlar. Jan Kott “Antigone niçin intihar etti?” başlıklı yazısında bu olguyu  şöyle açıklar: “Bir ölünün, gözle görülür son işareti, dünyadaki son varoluşu mezardır. Mezarı, sanki ölünün kendisi ziyaret ediliyormuş gibi ziyaret edilir.Bir yakınımızın mezarının olmaması, bedeninin ne zaman nereye konulduğunu bilmemek , hayatta kalan yapılmış bir haksızlıktır.”      

    Son derece etkileyici bir metin “Kayıplar”. Yazar rolünü Kerim Afşar’ın, yaşadığı onca haksızlığın ardından erkeklerini yitiren kadınlara önayak olup sessiz bir direniş başlatan yaşlı Sofia rolünü Nurşim Demir’in üstlendiği yapımın ise çok parlak olduğunu söylemek güç. Yüzbaşı’yı canlandıran Altan Erkekli’nin sahnede olduğu anlar dışında tekdüze, temposu düşük, ancak Dorfman’ın sözlerinin izleyiciye geçebildiği nitelikteki “Kayıplar”ı izlemeyi güçleştiren diğer bir etken de oyunun baştan sona loş bir ışık altında oynanması. Mesajı olan, ancak teatral açıdan izleyiciyi pek doyurmayan bir yapım.

 Sibel Arslan Yeşilay , Radikal

Bu yazı 1998-1999 kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir