Bursa’da Gençlerin ve Çocukların Zamanı

6-11 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilen Bursa 8.Uluslararası Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali’nden İzlenimler

 

Sibel Arslan Yeşilay

(Hürriyet Gösteri, Kasım 2003)

 

 Ekim ayıyla birlikte tiyatrolar sezonu bir bir açmaya başlarken Bursa yerli-yabancı birçok yapımla çocuk ve gençlere festival çoşkusu yaşattı. Bu yıl sekizincisi düzenlenen Bursa Uluslararası Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali 6-11 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirildi. ASSİTEJ’in Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı ve Bursa Büyükşehir Belediyesi’yle işbirliği içinde düzenlediği festivale 5 yabancı, 6 yerli topluluk katıldı.

 

İlk kez geçen yıl iki günlüğüne katıldığım festivalde dikkatimi çeken organizasyonun tıkır tıkır işlemesi ve izlediğim yabancı yapımların başarısıydı. Bu yıl festivali baştan sona dek izleyebildim, hatta izlemek ne kelime ASSİTEJ’in hazırladığı yoğun seminer, tartışma ve workshop programlarına katılarak bir hafta boyunca yalnızca çocuk ve gençlik tiyatrosu soludum diyebilirim.

Festivalin en önemli özelliği yalnızca çocuk ve gençlere yönelik tiyatro gösterileriyle sınırlı kalmaması. Festival süresince çocuk ve gençlik tiyatrosuyla ilgilenen gözlemciler davetli gruplarla tanışıp gündüz izledikleri oyunları akşamları değerlendirme toplantısında enine boyuna irdeleme, eleştirme olanağı buluyor, sabahları yine konusunda uzman kişilerin sunduğu konferans ve seminerlere katılabiliyor.

 

Oyunlar

 

Festivalin açılış oyunu Üsküdar Anadolu Lisesi öğrencilerinden oluşan İki Kalas Bir Heves topluluğunun sunduğu “Lysistrata”ydı. Eftal Gülbudak’ın sahnelediği, dekor-kostüm tasarımını Ümran İnceoğlu’nun yaptığı Aristophanes’in savaş karşıtı ünlü komedisi, renkli eğlenceli reji buluşları, özenli kostümleri, maskları ve gençlerin salona yayılan enerjisiyle sevimli bir yapımdı.

Açılış günü izlediğim ikinci yapım İzmit Şehir Tiyatrosu’nun sunduğu “Sevdalı Bulut”tu. Yıllar önce Mehmet Ulusoy rejisiyle Dostları Tiyatrosu’ndan izlediğimiz oyun bu kez bir anlatıcı eşliğinde oynanan gölge oyunu olarak Jean-Pierre Cournaille rejisiyle karşımıza çıkıyordu.

 

Üçüncü oyun, geçen yıl izlediğimde büyülendiğim Danimarkalı tiyatro topluluğu Rakkerpak’a aitti. Zafer Plaza adlı alışveriş merkezinin önünde sergilenen gösteri “Rickshaw” adını taşıyordu. 7’den 70’e her yaş grubuna hitabeden gösteri, adını Hindistan’da kullanılan bisiklet-taksilerden alıyor. Oyun bir aristokrat İngiliz’le Hintli bir taksici arasında geçen, zaman zaman seyirciyi de oyunun içine katarak sürekli şaşırtan, güldüren ard arda gelen skeçler bombardımanından oluşuyordu. Tabii sokak gösterisinin olmazsa olmazı seyirci yorumları da izlerken ayrı bir çeşni katıyordu olaya.Özellikle son dönemde Avrupa’da sıkça tartışılan, konuşulan ‘farklı kültürlerin karşılaşması’ olgusuna gülmece gözlüğünden bakan bu oyuna festivalden habersiz, bir kalabalık gördüğü için merak edip gelen ve sürekli eleştirip yorum yapan tesadüfi seyircilerin bile bir süre sonra kendilerini  kaptırmaları da yine farklı kültürlerin farklı biçimde  karşılaşması olarak nitelendirilebilir.

 

Danimarka’dan festivale katılan diğer topluluk Teatret  ise  sundukları “Ditto” adlı sözsüz minimalist gösterileriyle izleyenleri büyüledi. Jaques Mathiessen’in yönettiği oyun iki kişi arasında geçiyordu, bu kez mekan simsiyah perdelerle kaplı bir sahneden ve yine siyah birkaç parça aksesuardan oluşuyordu. Oyuncuların anlatım araçları ise sadece bedenlerinden ve beyaz yapışkanlı bantlardan oluşuyordu. Bir oyuncu gelip sahnenin arkasına şerit halinde yapıştırıyordu bandı ve hemen arkasından o çizgi bir bankmış gibi gayet rahat üstüne kuruluveriyordu. Ya da bir oyuncunun bantla çizdiği kapıdan ikinci oyuncu dışarı çıkıveriyordu. 14 yaşından büyüklere seslenen yapımın her anı son derece titizlikle düşünülüp kotarılmıştı. 25 yıllık topluluğun sergilediği oyun son zamanlarda Danimarka’nın gündeminde düşmeyen göçmen sorununu ele alıyordu. “Yabancıları hoş karşılamayan eve melek girmez” anlamına gelen bir Afrika atasözünden yola çıkan grup aynı mekanda bir araya gelen iki yabancı insanın karşılaşması üzerinde doğan çeşitli insanlık hallerini sergiledikleri etkileyici, rafine ve eğlenceli bir yapımdı.

  Sözlü dil kullanımına az yer veren bir diğer yapım da Fransa’dan gelen Teatre du Paradis’nin sunduğu “Ütü Masalı” adlı gösteriydi. 2 yaş ve üstü çocuklara yönelik oyunda ütü yaparken sepetten çıkardığı eşyalarla hayallere dalan sevimli farenin düşle gerçek arasında gidip gelişlerine minik seyircilerle birlikte güldük. Daha çok anaokullarında yuvalarda gösteriler yapan grubun yaptığı “nesne tiyatrosu” iyi kurgulanmış yapısı ve yalınlığıyla yuva öğrencilerinden oluşan minik seyircileri avucunun içine aldı.

Macaristan’dan  gelen Bartok Kamarszinhaz topluluğunun sunduğu “Vitez Bator” adlı oyun ise büyülü elma ağacı efsanesinden yola çıkan, folklorik renklerle bezeli bir yapımdı. Müzik ve koreografinin ağırlık taşıdığı oyun da festivale renk katan yapımlar arasındaydı.

Rusya’dan festivale katılan Tver Devlet Tiyatrosu ise bir rus masalını müzikal şova dönük bir dille anlatan “Her şey Yolunda” adlı yapımı sundu. Oyun biraz bizim çocuk oyunlarının süslü püslü renkli giysiler içinde şarkı söylenip lay lay lom zıplanan atmosferini andırıyordu, belki de bu yüzden değerlendirme toplantısında epeyce eleştirildi.