
"Türk-Alman Oyun Yazarları Atölyesi"
Sibel Arslan Yeşilay
90’lı yıllardan buyana İngiltere’de başlayıp hemen ardından Almanya’yı etkileyen bir genç yazarlar patlaması yaşanıyor. Özellikle bu iki ülkede dramatik edebiyat anlamında son yıllarda inanılmaz bir hareketlilik var. Bu hareket, biraz da genç kuşak izleyiciyi salonlara çekmenin çoşkusuyla olsa gerek, tiyatroları yeni yazar ve henüz sahnelenmemiş oyun avına çıkmaya zorluyor. Almanya’da yalnızca genç yazarların dünya prömiyerini yapmak üzere kurulan irili ufaklı birçok tiyatro kurulmuş olması, kimi tiyatro topluluklarının yalnızca yeni metinleri okuma tiyatrosu- happening arası performanslarla tiyatroculara ve izleyicilere sunma çabaları, bu patlamanın en somut örneklerini oluşturuyor. Ödeneklisinden özeline birçok tiyatro, “Oyun Yazarları Gecesi”, “Oyun Pazarı”, “Oyun Borsası” gibi isimler altında yazarların sahnelenmemiş oyunlarını okuma tiyatrosu formunda sunuyor. Yıllardır bu tür etkinlikleri izleyip, bizde neden bu tür çalışmalar yapılmaz, diye düşünürken Düsseldorf’taki Forum Freies Theater’dan (FFT)gelen “Yeni Doğu” projesinde çalışma önerisi, her iki ülkenin yazarlarını buluşturacak bir işbirliği olması açısından beni çok heyecanlandırdı. FFT’nin genel sanat yönetmeni Katrin Tiedemann ile işbirliği içinde 2005 sonbaharında başlayan “Türk- Alman Oyun Yazarları Atölyesi” başlıklı çalışma sürecimiz 29 Nisan 2006’da FFT’nin Düsseldorf’taki sahnesinde düzenlenen “Yazarların Uzun Gecesi”ye sona erdi. Tiedemann, Düsseldorf, Köln, Bonn ve Duisburg’u içine alan geniş kapsamlı “Yeni Doğu” projesine dahil ettiği bu uzun soluklu atölye çalışmasının globalleşen dünyamızda yeniden tanımlanan Doğu ve Batı kavramlarına ve Türkiye’nin tartışılan Avrupa Birliği’ne giriş sürecine Türk ve Alman yazarların bakışının ilginç sonuçlar doğuracağını düşünüyordu.
“YENİ DOĞU”
“Yeni Doğu” projesi Doğu ile Batı arasındaki kültür alışverişini, Yakın Doğu’nun( Türk, Arap, İran) kültürünü, tüm renkleri içinde geniş bir yelpazede sunmayı hedefleyen ve birçok sanat dalını kapsayan Ren bölgesindeki önemli kentlere yayılan geniş kapsamlı bir etkinlikler dizisi.(Proje kapsamında gerçekleştirilen etkinlikler arasında Orhan Pamuk, Emine Sevgi Özdamar, Feridun Zaimoğlu, Adonis, Alev Alatlı okumaları, Ferhan-Ferzan Özpetek dinletileri de yer alıyordu.)
“Yeni Doğu” çerçevesinde FFT’nin düzenlediği “Türk-Alman Yazarlar Atölyesi” ni yürütmek üzere Almanya’dan Feridun Zaimoğlu’yla birlikte atölyeye katılacak genç yazarları belirlemek üzere çalışmalara başladık. Genç oyun yazarlarının Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkileri, iki ülke halkının perspektifinden diyalog imkanlarını ve ‘sınırlar’ı irdeleyen oyun metinleri oluşturmalarını hedefleyen çalışmalar için önce iki dilde ilan metni hazırlandı ve hem Almanya’da hem de Türkiye’de basın yoluyla projeye başvuru koşulları duyuruldu. Türkiye’den başvuran 11, Almanya’dan 10 yazarın başvurusu önce Düsseldorf’ta yapılan bir toplantıda değerlendirildi. Çalışma için Carsten Brandau, Cengiz Bayazıt ve Müşerref Öztürk’ün oyun taslakları seçildi.
ÜÇ GENÇ YAZAR

1970 Hamburg doğumlu, Alman dili ve Edebiyatı mezunu Carsten Brandau çeşitli tiyatrolarda reji asistanlığının ardından oyun yazmaya başlamış, çeşitli oyun yazma atölyelerine katılmış ve oyun yazarlığı dalında ödülleri olan genç bir Alman oyun yazarı. 1976 Mönchenglabach doğumlu Cengiz Bayazıt Alman dili ve Edebiyatı öğrencisi ve yazdığı 9 oyundan ikisi sahnelenmiş. Yazıları çeşitli dergi ve antolojilerde yayınlanan Bayazıt Türk kökenli Alman. Projeye Türkiye’den seçilen 1975 doğumlu Müşerref Öztürk ise 9Eylül Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü’nde doktora yapıyor. Yazdığı radyo oyunları TRT’de yayınlanan Öztürk aynı zamanda TRT İzmir Radyosu ve Televizyonu’nda metin yazarı ve dış yapımcı olarak çalışıyor. Yazarları kısaca tanıttıktan sonra hemen çalışma sürecini anlatmayı sürdüreyim.
2005 yılı sonunda proje danışmanları bu kez yazarların da katılımıyla birkaç gün süren uzun soluklu bir çalışmayla sundukları taslaklar üzerinden nasıl ilerleyeceklerini, oyun yazma sürecinin ana hatlarını belirlediler. Genç oyun yazarlarından istenen Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkileri, iki ülke halkının perspektifinden diyalog imkanlarını ve ‘sınırlar’ı irdeleyen oyun metinleri oluşturmalarıydı. Bu çalışmalarda özellikle türban krizi, İslam, terörizm, Türkiye'nin AB'ne giriş süreci gibi ana hatlar altında; Avrupa'da güncelliğini koruyan, Türkiye'nin ve sorunlarının tiyatro bağlamında tartışılması hedeflenirken, aynı zamanda çağdaş tiyatroya da yeni temalar ekleme amacının da güdüldüğü vurgulandı. Atölyenin ilk ortak çalışmasının sonunda herkes yurduna döndü, çalışmalarını bireysel olarak sürdürdü. Ancak üç yazarın yazım aşamaları bu kez mail alışverişiyle FFT dramaturgu ve iki danışman tarafından izlenip değerlendirildi, öneriler, eleştiriler getirildi. Yazarlar bu öneriler ve eleştiriler doğrultusunda metinleri yeniden düzenlediler. Sonunda üç yazarın elinden çıkma üç yeni metin vardı karşımızda.
ÜÇ YENİ OYUN
Alman Carsten Brandau 11 Eylül’ün terör pilotlarından Ziyad Jarrah ile evli olan Ayşe’nin yaşamından bir geceyi anlatan “Biz Hiç Ayrılmayacağız” adlı oyununu kaleme almıştı. Geceleri kapıyı çalıp içeri giren erkekler çeşitli sorular sorup öyküler anlatırlar, kimi yalan söyler. Gelen erkeklerin içinde belki ölen kocası Ziyad’da vardır, ama kadın onu tanıyamaz. Brandau, neden bu oyunu yazdığının yanıtını şöyle veriyor:” “Biz Hiç Ayrılmayacağız” bir aşk öyküsü, ama uç noktada yaşanan bir aşk öyküsü. Aslında bu aşkın Batı kültürü almış Ayşe’yle Doğu kültüründen bir erkeğin ilişkisi oluşu, farklı kültürlerin karşılaşmasını içermesi tamamen tesadüf. Tabii ki oyunumda köktendinci Müslüman kültürü modern batı kültürüyle karşı karşıya geliyor. Ama ben oyunumda daha çok farklı kültürlerle yan yana büyümüş, bunu son derece olağan bulan bir kuşağın durumunu ortaya koymaya çalıştım. Bu yüzden bu oyun bence bir kuşak oyunu, aynı zamanda da trajik biçimde son bulan bir aşkın oyunu.”
Cengiz Bayazıt’ın yazdığı "Cafe Talas" yasadışı yollarda volta atan Maximilian’ın öyküsü. Yaşam ona hiç de adil davranmadığı halde, kaderini yendiğine inanır, çünkü dilediği her şey elinin altındadır: kendini yakın hissettiği dostları, ününü ve zenginliğini borçlu olduğu uyuşturucu satışları ve şiddet olayları. Günün birinde Maximilan nefes kesici bir ikilemle karşı karşıya gelir: bir yanda basit bir kıza beslediği tutkulu aşk, hatta onun uğruna değişme isteği, öte yanda mafyaya karşı verdiği ölüm kalım mücadelesi. Her şeyin belirleneceği o akşam Maximilian Türk dostlarının takıldığı Cafe Talas’ta oturur ve yaşamının muhasebesini yapar. Bayazıt bu oyunu yazma nedenini şöyle açıklıyor: “Ben ne Türk kültürünü iyi tanıyorum, ne de Alman kültürünü. Ama Almanya’da yaşayan Alman-Türk’leri çok iyi tanırım. Biz Alman-Türk’ler hiçbir kategoriye girmeyen özel bir türüz. Bu yüzden bu projeye kendi yaşantımdan ve çevremden yola çıkarak oluşturduğum “Cafe Talas” oyunuyla katıldım.”
Müserref Öztürk “Göçmen Düğünü” adlı oyununda Doğu-Batı çatışmasını grotesk bir komedi olarak ele alıyor. Doğu’yla Batı’yı kendi içindeki çelişkilerle yaşayan İstanbul’da bir düğün salonunda geçen oyunda bir Türk aile ile bir Almancı aile odağında gelişiyor olaylar.. Doğuyla batı, geleneksel ile çağdaş olan, İstanbul’da yaşamakla Almanya’da yaşamak arasındaki çelişkiler ele alındığı oyunda Türkiye’de yaşanan çelişkilerin hemen tümü bir düğün salonuna sığdırılmış. Öztürk’ün projeye ilişkin görüşleri: "Yeni Doğu" projesini ilk duyduğumda beni en çok heyecanlandıran; kültürlerin birbirini tanıması amacına yönelik olmasıydı. Bana göre Almanya ile Türkiye iki farklı ülke değil, daha çok aynı ülkenin iki ayrı şehri gibi. Türkiye'de her ailenin Almanya'ya giden ya da Almanya'da ikamet eden -uzak ya da yakın bir akrabası vardır mutlaka. Bu tür proje çalışmaları, sadece Alman ve Türk vatandaşları için değil, Almanya'da yaşayan Türkleri anlamak açısından da büyük önem taşıyor. Dilerim, böylesi projeler daha sık hayata geçirilsin ve her iki kültürde varolan önyargılar en aza indirilsin, hatta mümkünse yok edilebilsin.”
YAZARLARIN UZUN GECESİ
Artık oyun yazma süreci tamamlanmış, sıra Düsseldorf’ta tüm ekibin tekrar bir araya gelip eldeki üç metni nasıl seyirci karşısına çıkaracağını planlamaya gelmişti. 29 Nisan akşam 18.30’da FFT önünde başlayacak “Yazarların Uzun Gecesi”nde üç yazar tanıtılacak ve metinler okunacaktı. FFT’nin dramaturgu Christoph Rech ile Katrin Tiedemann, DRAMAKÖLN topluluğundan yönetmen Malte Jelden ve Oliver Krietsch-Mazura ile bir araya gelinerek oyun metinlerinin nasıl sahneye hazır hale getirileceği konusunda organizasyon yapıldı. Bir hafta süre vardı önümüzde, üç oyun ve bir avuç oyuncu. Ve DRAMAKÖLN’ün bir özelliği vardı, çok kısa sürede oyunları sahnelemeye yakın performanslarla seyirci karşısına çıkarmak. İki yönetmen sahne tasarımcısı Petra Maria Wirth’le birlikte hummalı bir çalışmaya koyuldular. Ve bir haftanın sonunda oyuncular İdil Üner, Christian Sengewald ( “Veda Vakti” filminin başrol oyuncularından), Carlos Lopez, Martine Schrey, Setffen Will’le birlikte harikalar yarattıklarına tanık olduk.
Üç genç yazarın farklı yaşamlardan kesitleri anlattığı oyunlar Feridun Zaimoğlu’nun dediği gibi olabildiğince çokkülltürlülük klişelerinden uzak, farklı dillerde ve tonlarda anlatılmış üç ayrı dünyaydı. Oyunlarda karşıt dünyaları çarpıştırmak ve yaranın üzerini kapatmamak belki de en iyi çözümdü. Belki de bu yüzden ortaya çıkan yapıtlar uslu uslu Türk-Alman kültürlerini tartışan ya da egzotik metinler olmaktan çok uzak, zıtlıklarla dolu, heyecan verici, ekstrem yaşam öyküleri sunuyor.
Hürriyet Gösteri, Temmuz 2006
