|
RAMP IŞIKLARI

Metin Boran Evrensel, 05/06/2007
Geçmişten Gelen Kadın
Çağdaş Alman tiyatrosunun genç yazarlarından Yönetmen ve
Dramaturg Roland Schimmelpfennig’in ikinci oyunu Türkçeye
çevrilerek yayınlandı. Daha önce ‘Uzun Zaman Önce Mayısta’
adlı oyunu ile tiyatro ortamına dahil olan yazar, yeni
çevrilen ve kitap olarak Boyut Yayınları’dan piyasaya çıkan
“Geçmişten Gelen Kadın” adlı oyunu ile kadın-erkek ilişkisi,
aşk, geçmiş, gelecek gibi olgulara sözün tutarlılığı
bağlamında yaklaşarak ikili ilişkileri farklı bir tarzla
sorguluyor.
Sibel Aslan Yeşilay’ın duru ve yalın Türkçesi ile dilimize
kazandırdığı Geçmişten Gelen Kadın, kişilerinin tamamlanmış
karakteristik bütünlüğü, psikolojik gerçekliği, olayların
inandırıcılığı ve kurgusu ile özel bir dengeyle yazımı
kotarılmış bir yetkinlikte karşımıza çıkıyor. Oyunun dili,
dramatik yapısı ve olayların aktarılış tarzı ve tematik
gönderisi; modern insanın açmazlarını, çelişkilerini,
çatışma ve tutarsızlıklarını, modern tiyatronun geniş
olanaklarını kullanarak yansıtması bakımından önemli bir
denklem kuruyor.
Frank ve karısı Claudia, uzak bir ülkeye taşınmak için
hazırlıklarını yapmışlar ve hatta bir kısım eşyalarını da
kargo ile göndermişlerdir; bulundukları yerde son saatlerini
geçirmektedirler. Oğulları Andi de sevgilisi Tina’dan
ayrılmanın burukluğu ile onunla son kez görüşmeye gitmiş ve
vedalaşıp dönecektir.Tam bu sırada kapı zili çalar ve gelen,
Frank’ın 20 yıl önce sevgilisi olan Romy’dir. Frank önce
şaşırır sonra da tanımazlıktan gelerek kadını göndermeye
çalışır; tam bu sırada eşi Claudia, Frank’a kiminle
konuştuğunu sorar ve Frank yanıt vermek istemez ya da durumu
geçiştirmeye çalışır. Romy’nin geliş gerekçesi kendine göre
çok basittir ama aynı zamanda absürdtür. Romy, kendisi 17
yaşındayken Frank ona, ‘Seni daima seveceğim’ demiştir. Romy
bu sözü hatırlatmak ve yerine getirmesi için artık ona
geldiğini söyler.
Oysa Frank, Romy’den ayrıldıktan sonra evlenmiş ve şimdi
yetişkin bir oğlu vardır, eski sözünü yerine getirmesi bu
durumda pek mümkün görünmemektedir. Romy bir ara evi terk
eder ve apartmanın önündeki bankta oturmaya başlar. Bu arada
Tina ve Andi de vedalaşmak üzere orada bulunurlar. Andi
kapının önündeki kadını görür ve durup dururken yerden bir
taş alır, kadına doğru fırlatır. Romy yere düşer, öldüğünü
zannederek onu kucağına alır ve eve taşır. Sonunda Claudia
durumun ayrımına varır ve Frank’a hemen bu kadının evi terk
etmesi gerektiğini söyler. Kendisi de evden ayrılır. Gelene
kadar bu kadının evden ayrılmaması durumunda kendisinin
evden ayrılacağı ve evliliği bozacağı tehdidinde bulunur.
Ancak Frank’la Romy konuşup anlaşmışlar, evi birlikte terk
edeceklerdir. Bu arada oğulları Andi kaybolmuş, kız onu
aramaktadır. Ama aynı zamanda Claudia da ortalıkta
görünmemektedir. Sonunda ikisinin de evin farklı yerlerinde
cesetlerini bulur Frank.
Konusunu uzunca buraya aldığım Geçmişten Gelen Kadın,
öncelikle kısa sözler ve duraklamalarla durumun kendisi
üzerine ayrıntılı bir biçimde düşünmeyi zorunlu hale getiren
bir tarzla yazılmış bir oyun. Yazar, oyunun bütün
koordinatlarını bir matematikçi ustalığı ile özenli bir
denklem ve denge ile oluşturuyor. İnsanın ummadığı bir anda
karşılaştığı anormal durum karşısında düştüğü çaresizliği ve
duygusal gelgitleri, kendi iç çatışmaları, geçmiş, gelecek
ve bugün ve içinde bulunduğu ikilemle hesaplaşma girişimleri
üzerine fazlaca okunaklı ve söz kalabalığına dayanmayan bir
oyun. Ancak yazar oyununda, kadın ve erkeğin, yaratılışı
gereği aşk ilişkilerinde değişmez tavırlarına ilişkin önemli
bir belirmede bulunuyor. Oyunda Frank ve Claudia’nın
oğulları Andi de sevgilisine “Seni ömür boyu seveceğim”
derken ondan rahatça ayrılabilir ve esasında bu sözün kendi
ilişki pratiğinde hiçbir anlamının olmadığını, bunun
erkeklerin kullandığı bir klişe olduğu gerçeğini imler
yazar. Andi bu yanıyla aslında babasının ya da bir erkeğin
bir izdüşümünden başka bir şey değildir ya da bu tavrı ile
Frank’ın ardılıdır.
Oyunda bütün olaylar Tina’nın tanıklığında geçer. Oyun bu
yanıyla hem kurgusal olarak hem de olay örgüsü olarak antik
ve modern tragedyanın bir sentezi gibidir ve özel bir
yaratımla kurgulanmış çağdaş tragedyanın önemli bir
versiyonudur.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Almanya'nın hayalperest kalemi

Alman sahnelerinde esen sert gerçekçilik rüzgârının yanında
esen büyülü bir meltem gibidir Roland Schimmelpfennig
oyunları. Onun aklı daha çok ikili ilişkilerde ve geçmişle
hesaplaşmada gibidir
SİBEL ARSLAN YEŞİLAY Radikal Kitap, 08/06/2007
İlk kez, son derece romantik ve farklı bir oyunuyla tanışıp
çarpılmıştım Roland Schimmelpfenning'e. Uzun Zaman Önce
Mayısta adlı oyunu Mülheim Festivali'nde şaşkınlık içinde
izlemiştim. Önce diğer izleyiciler gibi ben de bir süre
sahnede olup bitenlere bir anlam verememiş, niye aynı
sahneler sürekli tekrarlanıyor, diye hafiften
sinirlenmiştim. Ancak bir süre sonra yazarın ustaca
bıraktığı boşlukları doldurmaya, sahneye serptiği ipuçlarını
ard arda görmeye başlayınca bilmece çözmenin keyfine vararak
heyecan içinde izlemiştim oyunu. İzledikten hemen sonra, bu
oyunu mutlaka çevirmeliyim, dedim ve çevirdim de.
Oyunda bisikletli adamlar, süpürgeli kadınlar, bavullu
kadınlar sahneye girip çıkıyor, kimi elinde bavuluyla bir
kapıdan diğerine koşarken düşüyor, kimi bisikletiyle duvara
çarpıyor, bir erkek bir kadından kaçıyor... Sahnede kısacık
tablolar sürekli tekrarlanırken bir yandan da bir kadın ile
bir erkek konuşuyor. Kadın hep 'bisiklet'i soruyor. Erkek
ise 'bavul'u. Bunlar bir saatlik oyun boyunca sürekli
tekrarlanıyor. Ama hiçbir sahne diğerinin tekrarı olmuyor.
Neredeyse matematiksel bir yapıyla bölümler üst üste
biniyor. Sözün minimum düzeyde, hatta bölük pörçük
kullanıldığı oyundaki şarkı sözleri ise oyunun belki de en
çok kendini açıkladığı yer. "Yalnız olmak çok basit/ İş
ikili olmakta" diyen şarkı kadın-erkek ilişkilerinin ne
kadar sorunlu olduğuna parmak basıyor. Oyunda izleyici,
insanların hayatında geçmişin ve anıların önemini, epeyce
farklı bir biçimde, sonunda yavaş yavaş bütünleşen kesik
kesik sahnelerle öğreniyor. Kadın ile Erkek arasında ortak
bir geçmiş olduğu sarf ettikleri sözlerden anlaşılıyor.
Acaba kadın bavulla kaçtı, sonra da düştü mü? Erkek
bisikletle duvara mı çarptı? Peki sonra? Neden?
Günümüz Alman tiyatrosunun en hayalperest ve romantik yazarı
Roland Schimmelpfennig'i anlatalım biraz da. 1967 doğumlu
Schimmelpfennig Münih'te liseyi bitirdikten sonra İstanbul'a
gelip, düzenli bir iş olsun diye, önce iki dilde yayın yapan
Bizim Almanca-Unser Deutsch dergisinde redaksiyon yapar,
daha sonra bir gazeteci tanıdığı sayesinde Tageszeitung (taz)
gazetesinin İstanbul muhabirliğini yapar. Daha sonra Münih'e
dönerek Otto Falckenberg Schule'de reji eğitimini tamamlar
ve hemen ardından Münih'teki Kammerspiele Tiyatrosu'nda reji
asistanlığı yapmaya başlar. 1995 yılında aynı tiyatronun
genel sanat yönetmeni yardımcılığını üstlenir. Bir yıl sonra
bu topluluktan ayrılır ve bir süre sonra ABD'ye gider. 1999
yılında Thomas Ostermeier'in genel sanat yönetmenliğine
getirildiği Berlin'deki Schaubühne'de dramaturg olarak
çalışmaya başlar. Bir süre sonra ise başka yazarların
metinleriyle uğraşmak yerine, yazarlığa ağırlık vermek için
Schaubühne'den ayrılıp serbest yazar olarak sürdürür
yaşamını. Aynı zamanda Berlin Güzel Sanatlar Yüksekokulu'nda
dramatik yazarlık dersleri de verir.
Almanya'daki genç yazarlar kuşağı içinde en masalsı, en
romantik biçemli yazar olarak nitelendirilen Schimmelpfennig,
tamamlanmamış duygusu veren, ancak sahnede bütünlenen,
yoruma açık yapıtları nedeniyle eleştirmenler tarafından
'boş alanlarının yetenekli şairi' olarak nitelendiriliyor.
Tiyatro ve radyo oyunu yazarlığının yanı sıra reji
çalışmaları da yapan Schimmelpfennig'in oyunları dünyanın
birçok ülkesinde sahneleniyor. Schimmelpfennig'in oyunları
İngilizce, Fransızca, Arapça, İspanyolca, Rumence, Macarca,
İtalyanca, Flamanca, Yunanca, Katalanca, Bulgarca,
Litvanyaca, Sırpça ve Türkçe dahil olmak üzere yirmiden
fazla dile çevrildi. Alman tiyatrolarının oyunları en çok
sahnelenen yazarı olmayı sürdüren Schimmelpfennig, aynı
zamanda 1994'te yazdığı ilk oyunundan beri on sekiz oyuna
imza atmış son derece üretken bir yazar.
Dramatik anlatı
Schimmelpfennig, oyunlarında hem izleyiciye hem de oyunu
sahneleyecek ekibe matematiksel olarak iyi hesaplanmış 'boş
alan'lar bırakan, açık dramaturji içeren masalsı oyunlar
yazıyor. Onun oyunlarının en güzel ve heyecan verici yanı da
farklı sahnelemelerde, farklı yorumlara kavuştukları halde,
metinlerinin hâlâ izleyicinin tamamlamasına uygun boşlukları
barındırması. Birden fazla 'okuma'ya açık metinler
yaratmayı, bunu yaparken de izleyici eğlendirmeyi, onu
güldürmeyi, ya da en azından gülümsetmeyi ihmal etmiyor.
Alman sahnelerinde esen sert gerçekçilik rüzgârının yanında
esen büyülü bir meltem gibidir Schimmelpfennig oyunları.
Büyülü, masalsı, hayalci anlatımının ve romantizminin yanı
sıra günlük yaşam sorularını da göz ardı etmez, ama aklı
daha çok ikili ilişkilerde ve geçmişle hesaplaşmada gibidir
daha çok. Oyunlarında dramatik anlatı biçimleriyle
denemelere girişmeyi sever. Yazarın 'sonsuz aşk var mı?'
sorusunu sorduğu, büyük bir başarı kazanan ve yirmi dile
çevrilen oyunu Geçmişten Gelen Kadın yine kadın-erkek
ilişkisini ve geçmişi sorguladığı bir oyun.
Bir gün kapınız çalınsa ve gençlik aşkınız birden karşınıza
çıkıp, "Bir zamanlar beni sonsuza kadar seveceğine söz
vermiştin. Sana bu sözünü hatırlatmaya geldim" dese, siz
yirmi dört yıl önceki sevgilinizin yüzünü bile
hatırlamazken, geçmişten gelen kadın, sizin tüm yaşamınızı
birdenbire altüst etse, ne yapardınız?
Oyun başladığında her şey toplanmıştır Frank karısı ve
oğluyla denizaşırı bir ülkeye taşınmak üzeredir. Oğlu Andi
sevgilisi Tina'yla vedalaşacaktır. Bomboş evde vedalaşma
telaşı vardır. Tina, sevgilisinden ayrılacağı için üzgündür,
Andi'nin ise kafası karmakarışıktır. Frank'ın karısı Claudia
duşa girer. Tam bu sırada kapı çalınır, gelen Frank'ın
gençlik aşkı Romy'dir. Frank'ı sevdiğini söyler ve ondan
verdiği sözü tutmasını ister. Yıllar önce seni sonsuza dek
seveceğim demiştir Frank. Sonsuz aşka inanan Romy, aradan
geçen onca yıl içinde Frank'ın evlenmiş ve yetişkin bir
oğlan babası olmasını affetmeyecektir. Aslında eski
sevgilinin gelişi ve garip isteğiyle tam bir fars gibi
başlıyor oyun, ama hızlı ve eğlenceli bir başlangıçtan sonra
birden bire trajediye dönüşüyor.
Yazar, oyununu kısacık sahnelerle ve zamanı ileri-geri
sararak kurgulamış. Birçok sahnede önce bir olayın
sonuçlarını gösteriyor izleyene, daha sonra '5 dakika önce',
'bir süre sonra' gibi zaman atlamalarıyla aynı olayın
nedenini. Böylece sahnelerin tekrarında aynı olaya başka bir
açıdan bakma şansı veriyor. Tekrarlar belirli anlara
odaklanmayı da sağlıyor. Aynı zamanda kronolojik anlatımı
sürekli kesintiye uğratan bu zamanı ileri-geri saran kurgu
sayesinde izleyen oyun boyunca bilmece çözmeyi sürdürüyor.
Uzun Zaman Önce Mayısta oyununda izleyicisini kırık dökük
konuşmalarından ve koşuşturan oyun kişilerinin
hareketlerinden anlam çıkarmaya yönelten Schimmelpfennig, bu
oyunda ise sinema kurgusundan bolca yararlanarak çağdaş
sahne dili yaratma konusundaki ustalığını gösteriyor. Oyunu
izlerken bakışlarınızı sahneden bir an olsun
ayıramıyorsunuz, her izlediğiniz tabloyu, daha önce
izlediklerinizle birleştirerek, bir bulmacayı adım adım
çözmenin zevkine varıyorsunuz. Bir yandan parçaları yerli
yerine koyup resmi tamamlamaya çalışırken, bir yandan da
Andi'nin, Frank'ın, Claduia'nın, Tina'nın yerinde olsam, ne
yapardım, sorusu kafanızı kurcalıyor.
Schimmelpfennig Geçmişten Gelen Kadın'da Antik Yunan
tragedya motiflerinden bolca yararlanıyor: Medea miti,
Pandora'nın kutusu, Tina'nın adeta bir antik tragedya korosu
işlevini üstlenmesi, kanlı olayların sahnede gösterilmeyip
izleyiciye anlatılması vb. Ama bütün bu motifleri son derece
gündelik, banal durumlarla bir arada kullanıyor.
İnsanın zamanın kuklası olduğunu ima eden oyunda yazar
derdini diyaloglarla değil, kendine özgü, ustalıklı bir
dramaturjiyle anlatıyor. Üstelik bunu yaparken dilden mümkün
olduğunca az yararlanıyor. Oyun kişileri kısa cümlelerle,
hatta kelimelerle kendilerini ifade ediyorlar.
Geçmişle yüzleşme üzerine bir oyun Geçmişten Gelen Kadın;
anımsama ve unutma, kaçırılmış fırsatlar, yeni olanaklar,
aşkın ve alışkanlığın gücü üzerine bir oyun. Romy her ne
kadar sonsuz aşk isteğiyle düşsel bir karakter gibi gelse
de, aynı zamanda sarsılmaz gibi görünen on dokuz yıllık
mutlu evliliği de sorguluyor. Bulvar komedisi gibi başlayıp
psikolojik gerilime dönüşen oyun hem çılgınca ve gerçeküstü
bir öykü, hem de en ince ayrıntısına kadar gerçekçi. Yunan
tragedyaları ile modern polisiye arasında bir yerde
konumlanan ilginç, gizemli, gerilimli ve eğlenceli bir oyun
olan Geçmişten Gelen Kadın kimi eleştirmenlere göre yazarın
başyapıtı.
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
• GEÇMİŞTEN GELEN KADIN
Roland Schimmelpfennig, Çeviren Sibel Arslan Yeşilay,
Mitos-Boyut Yayınları, 2007, 80 sayfa, 8.5 YTL.
• UZUN ZAMAN ÖNCE MAYISTA
Roland Schimmelpfennig, çeviren Sibel Arslan Yeşilay,
Mitos-Boyut Yayınları, 2002, 64 sayfa, 6 YTL.
|