Martin Walser                           Fink'in Savaşı


Stefan Fink, tam on sekiz yıldır Almanya'nın Wiesbaden kentindeki bir devlet dairesinde, kilise ve din işlerinden sorumlu memur olarak çalışmaktadır. Seçimlerde hükümet el değiştirince, yeni devlet bakanı, Fink'i bir başka yere tayin ettirir, yerine hükümete yakın birini getirir. Üstelik yalan ifadeler kullanarak, Fink'in görevini kötüye kullandığını, hakkında şikâyetler olduğunu ileri sürer. Artık sorun yalnızca bir yer değişikliği değil, onurunu kurtarma sorunu olmuştur Fink için. Haksız yere suçlanan Stefan Fink, savaşmaya karar verir. Elinden gelen her şeyi yapar; tanıdığı politikacıları devreye sokarak, kilolarca belgeyi gizlice kopyalayarak savaşını sürdürür; yitirdiği saygınlığını, zedelenen onurunu kurtarmak için çılgınca didinebilecek bir kahraman, tek kişilik bir ordudur o. Fink'in Savaşı, günümüzde sıkça rastlanan bir olayı konu ediniyor: Seçimle gelen yeni hükümetlerin, işbaşındaki bürokratları değiştirip yerine kendi yandaşlarını koymalarını ve bunun sonucunda ortaya çıkan haksız ve adaletsiz uygulamaların kişilerin onurlannda açtığı yarayı. Çağdaş Alman edebiyatının usta adı Martin Walser, büyük bir kıvraklıkla kullandığı diliyle Stefân Fink'in yıllar süren ve sonunda bir paranoyaya dönüşen bu savaşımını anlatırken, ülkesinin siyasal ve bürokratik yapısını da acımasızca eleştiriyor.
 

Çeviren Sibel Aslan Yeşilay
Sayfa: 264
ISBN: 975-510-857-2
Baskı Tarihi: Aralık 2002
Özgün dili: Almanca
Özgün Adı: Finks Krieg

Can Yayınları

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Anti kahramanların yazarı
Çağdaş Alman edebiyatının en tanınmış kalemlerinden biri olan Martin Walser, bugün Alman Yayıncılar Birliği Barış Ödülü'nü alıyor. Walser, romanlarında orta sınıfın başarısız, kimliksiz insanlarını anlatıyor
 Çağdaş Alman edebiyatının en tanınmış kalemlerinden biri olan Alman yazar Martin Walser bugün Frankfurt Kitap Fuarı'nda Almanya'nın en önemli ödüllerinden Yayıncılar Birliği Barış Ödülü'nü alacak.
Alman Yayıncılar Birliği'nin 1950 yılından bu yana verdiği Barış Ödülü her yıl edebiyat, sanat ya da bilim alanında barış düşüncesinin gerçekleştirilmesi için çaba harcayan bir kişiye veriliyor. Barış Ödülü alanlar arasında Albert Schweitzer, Ernst Bloch, Max Frisch, Yehudi Menuhin, Vaclav Havel, Mario Vargas Llosa bulunuyor. Geçtiğimiz yıl ise ödül Yaşar Kemal'e verilmiş ve Günter Grass'ın ödül törenindeki konuşmasında Almanya'nın Kürt politikasına yönelttiği keskin eleştiriler büyük
tartışma yaratmıştı.
Son yıllarda Türkçede yayımlanan romanlarıyla Türk okurunun da yakından tanıdığı 1927 doğumlu Martin Walser, 40 yıl içinde 22 romanın yanı sıra, birçok öykü, tiyatro oyunu, radyo oyunu ve denemeye imza attı. Savaş sonrası Alman edebiyatının en önemli yazarları arasında yer alan Walser'in en sevilen romanları 'Kaçan At', 'Ruh Çalışması', 'Kuğu Evi' ve 'Yangın'. Hemen tüm yapıtları küçük burjuvanın öznel bakış açısından Almanya'nın toplumsal tarihinin kroniği niteliğinde.
'Çocukluğun Savunması'(1991) adlı romanında Almanya'nın yeniden birleşmesi konusunu ele alan Walser'in Türkçeye kazandırılan yapıtları: 'Anlatacaklarım Daha Bitmedi' (Us Yayınevi), 'Güzelin Bedeli' (Kabalcı), 'Av', 'Birbirimiz Olmadan' ve 'Yamalı Evlilikler'.
1996 yılında yayımlanan (yakında Can Yayınları'nda çıkacak olan) ve Hessen Eyaleti hükümetinde geçen gerçek bir olayı ele aldığı 'Fink'in Savaşı' adlı romanı Almanya'da sansasyon yarattı. Romanda işten atılan bir üst düzey bürokratın (gerçekte SPD bakanlık yöneticisi Rudolf Wirtz) kurumların ve siyasal partilerin işleyişine karşı açtığı savaş konu ediliyor. Yazarın yayımlanan son romanı ise litografilerle bezeli, Baden'li özgürlük savaşımcısı Friedrich Hecker'i anlattığı 'Soylu Hecker'.
Walser, Alman halkının ruhunu yansıtan ve anlatılarıyla belgeleyen 'günlük yaşamın eposcusu' olarak nitelendiriliyor. Romanlarının başkişileri genellikle küçük burjuva ya da orta sınıftan, kendi benliğini bulma çabasında yenik düşmüş bireyler, başarısız, anti-kahramanlar; tüketim toplumunda yaşamlarını tehdit altında gören öğretmenler, memurlar, şoförler, emlakçılar, öğretim görevlileri ya da üst düzey bürokratlar. Tümü farklı biçimlerde aynı sorunsalla karşı karşıyadır: incitilmiş ve yaralı 'Ben'.
Değişik politik görüşleriyle ilgi çeken, sağcı mı, yoksa solcu mu olduğu tartışılan Walser, bugüne dek Herman Hesse Ödülü, Gerhart Hauptmann Ödülü, Heine Derneği Özel Ödülü, Georg Büchner Ödülü ve son olarak 1990 yılında Bavyera Güzel Sanatlar Akademisi Büyük Edebiyat Ödülü'ne değer bulundu.
Radikal 11.10.1998
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
   MARTİN WALSER’İN YAZAR KİŞİLİĞİ

Hans Magnus Enzensberger’in “Konstanz’ın Proust’u” olarak nitelendirdiği Martin Walser, yapıtlarında Konstanz bölgesini öne çıkarır. Yapıtlarının tümü Güney Almanya bölgesinde geçen yazarın doğrudan Konstanz bölgesinde geçen bir çok oyunu ve romanı vardır. Edebiyata adım attığı ilk yıllarda romanlarında Kafka ve Proust’tan, oyunlarında Brecht’ten etkilenen yazarın, alman edebiyatının ‘klasik’mirasıyla, özellikle Goethe’yel arası pek yoktur: “Goethe, Alman tarihinde  burjuva kültürünü demokratik bir yöne doğru yönlendirme şansı varken, bunu tepip doğru saraya koştu. Bence bu, alman ruhsal-düşünsel tarihindeki  örnek bir ihanettir.”

Günter Grass, Heinrich Böll ve Siegfried Lenz’le bilrikte II. Dünya Savaşı sonrası alman edebiyatının önde gelen isimleri arasında yer alan Walser, aynı zamanda ülkesinin  üretken en tartışmalı yazarıdır. Değişik politik göürşleriyle ilgi çeken, zaman zaman sağcı mı, solcu mu olduğu tartışılan 1927 doğumlu yazar, 1960-70 yılları arasında Almanya’da solcu aydınların en önemli sözcüsüydü. Vietnam savaşına karşı çıkan konuşmalar yaptı, Amerikan savaş politikasını destekleyen Alman devletini kıyasıya eleştirdi. Küçük adam’ın yanında yer alan Walser, Sosyal Demokratik Parti’den düşkırıklığına uğrayınca Komünist Partide yer buldu kendine. 1968’de girdiği partiyle 1970’de ayırdı yolları. 60’lı, 70’li yıllarda sosyal demokratların sevgilisi olan Walser, 80’li  ve 90’lı yıllarda ise Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesi konusundaki görüşleyile Hıristiyan Demokratların gönlünü kazandı. 1998 yılında Yayıncılar Birliği Barış Ödülü’nü alırken yaptığı konuşmada , Almanların Yahudi soykırımı konusundaki vicdan azabı tabusuna karşı yaptığı konuşmayla kimi çevrelerden övgü toplarken, kimileri tarafından eleştiri bombardımanına tutuldu.

    Üniversite yıllarında kabareler yazıp sahneleyen, oyunculuk yapan Walser tiyatroya herzaman ilgi duydu. “ Roman kendi kendine konuşmadır., tiyatro halkla açık konuşma” diyen Walser oyunlarında 60’lı yılların Almanyasını anlatır. Eylemin fazla yer almadığı ‘bilinç tiyatrosu’dur geneliikle yazdıkları.  Ya efendi-uşak ilişkisi ya da geçmişte işlenmiş bir suç yüzünden kötürümleşme, hareketsizleşme, yapıtlarının ana temalarını oluşturur.  Oyunlarında ister politik, isterse özel hayat bağlamında olsun ‘iktidar’ı ele alır. İktidar kurma, iktidarı kötüye kullanma, onun roman, oyun, makale ve konuşmalarının ana temasını oluşturur. Çünkü Walser’e göre: “İktidar ister okulda, ister ekonomide, ister devlette olsun, yalnızca kötüye kullanılabilir.”

Bir dönem Stuttgart Radyosu’nda  muhabirlik, redaktörlük, radyo oyunu yönetmenliği yapan Walser, ilk romanı “Yamalı Evlilikler”de burjuva sınıfındaki demokrasi bilincinin perspektifinden Almanya’nın savaş sonrası hızlı toplumsal ve politik gelişiminin bilançosunu çıkarır.Bu toplumsal çerçeve içinde küçük bir kasabadan gelip büyük kentte kariyer yapmak isteyen kahramanının simgelediği erkek benliğini masaya yatırdığı romandaki ilişkiler, daha sonra yazacağı “Odada Savaş” oyunundaki evliliğe de ışık tutar.

 Walser alman halkının ruhunu yansıtan ve anlatılarıyla belgeleyen “günlük yaşamın destancısı” olarak nitelendirilir Romanlarının başkişileri genellikle küçük burjuva ya da orta sınıftan, kendi benliğini bulma çabasında yenik düşmüş bireyler, başarısız antikahramanlar, tüketim toplumunda yaşamlarını tehdit altında gören öğretmenler, memurlar, şöförler, emlakçılar ya da üst düzey bürokratlardan oluşur. Bu kişilerin hepsi  farklı biçimlerde olsa aynı sorunlarla karşı karşıyadırlar: incitilmiş ve yaralı ‘ben’.

Yapıtları sıradan insanın yaşamını, bu sıradanlıktan kurtulmanın imkansılzığını anlatan yazar, güncel konuların, insan ilişkilerinin, insanların küçük dünyasının usta bir gözlemcisidir. Belirli rolleri oynamaya zorlanan bireylerin , karşılarındakinin beklentilerine cevap verme zorunluluğu yüzünden çektiği acılar Walser’in ironik biçemiyle analiz edilir.

Sibel Arslan Yeşilay

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Türkçe’de Walser:

“Yamalı Evlilikler” Can yayınları

“Fink’in Savaşı” Can Yayınları

“Birbirimiz Olmadan” Can Yay.

“Bir Pınar Gibi” Can yay

“Av” Can yayınları

“Güzelin Bedeli” Kabalcı

“Anlatacaklarım Daha Bitmedi” Us Yayınları

 

   ana sayfa