Çağdaş oyun yazarlarından en çok hangisini beğeniyorsunuz?






Sonuçlar
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün121
mod_vvisit_counterDün140
mod_vvisit_counterGeçen Hafta585
mod_vvisit_counterBu Ay413
mod_vvisit_counterTümü73378

Dogville ve Manderlay tiyatroda

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

SİBEL ARSLAN YEŞİLAY    TARAF- 18.07.2009  

Lars von Trier’nin klasik olmaya aday filmleri Dogville ve Manderlay tiyatroya uyarlandı  ve Münih’teki Metropol Theater’da Jochen Schölch yönetmenliğinde tiyatroseverlerle buluştu

Lars von Trier’nin epik tiyatro formunu beyazperdeye  uyguladığı Dogville ile Manderlay’i bu kez Münih’te tiyatro sahnesinde seyircisiyle buluşuyor. Jochen Schölch’ün Metropol Theater’da sahnelediği Dogville bol ödüllü, eleştirmenlerden övgüler almış bir yapım:

 

Senaryo sanki Münih’li yönetmenler içinde en fantazi dolu, yaratıcı yönetmen Schölch için yazılmış gibi... Dogville mükemmel bir şekilde uyumlu bir mücevher kutusu. Sahneleme müthiş bir konsantrasyonla seyirciyi avucunun içine alıyor.”

Aslında Trier’nin Brecht’e selam gönderdiği, teatral çağrışımlarla yüklü filminin sahneye nasıl uyarlandığını bir yandan merak ederken, bir yandan da ister istemez önyargılıydım. Öyle ya, bir tiyatro akımının sinema dilinde karşılığını bulmaya çalışan bir filmi, etkilendiği tiyatro sahnesine yeniden çevirme düşüncesi biraz şüphe uyandırsa da,  büyük bir merakla salondaki yerimi aldım.

Brecht’e saygı  duruşu

Genç bir izleyici topluluğuyla seyrettiğim Dogville, başarılı bir reji ve ekip oyunculuğuyla kotarılmış, yaratıcı sahne tasarımı ve maskelerle görsel anlamda da etkileyici iki saatlik bir tiyatro şöleniydi. Oyun, peşindeki adamlardan kaçıp Dogville kasabasına sığınan Grace’in, bu ücra kasabayı canlandırma çabalarını ve iktidarın karşı konulmaz etkilerini anlatıyor.

Dogville ahşap masa ve sehpa gibi yalın dekor parçalarından oluşan, bu parçaların her sahnede başka bir mekânı yarattığı göstermeci bir tavırla sahneye taşınıyor. Ahşap sehpaların arka arkaya dizilip otomobili simgelediğini, arabada oturan oyuncuların önünde duran oyuncak otomobilden anlıyoruz.

Eğer otomobilde gece gidiliyorsa, bu kez öndeki sehpanın iki yanına birer fener konuluyor. Oyun boyunca mekân oluşturma konusunda döner sahne çözümüne de sık sık başvuruluyor. Böylece Trier’nin açık dekor kullanarak sinemada yarattığı farklı görsel dil, sahnede de pratik ve üstelik esprili bir biçimde karşılığını bulmuş oluyor.

Yönetmen Schölch, oyuncuların tümüne maske kullandırarak ve 3 Kuruşluk Opera’dan Jenny’nin şarkısını  oyun boyunca bölüm bölüm söyleterek Brecht’e saygı duruşunda bulunuyor. Bir maske değişimi ya da küçük bir aksesuarla farklı kişiliklere bürünen oyuncular, aynı zamanda Grace dahil başrolleri de dönüşümlü oynuyorlar.

Örneğin bir dans sahnesinde sarışın Grace dans ederken, birden arkasını dönüp bu kez esmer bir Grace olarak oynamayı sürdürüyor. Oyunda anlatıcı da aynı şekilde aynı kostümü giymiş maskeli oyuncular tarafından canlandırılıyor; efektler ise sahnenin bir köşesinde yer alan müzisyen tarafından gerçekleştiriliyor.

Genç bir ekip tarafından canlandırılan oyun, ekibin müthiş bir tempoda rolden role girdiği bir oyunculuk sınavı sunuyor. Ama tüm ekibin bu sınavı başarıyla verdiği; oyun sonunda dakikalarca süren alkışlardan da anlaşılıyor.

Manderlay’de özgürlük sorgusu

Yönetmen Schölch, Dogville ile elde ettiği başarının ardından bu kez Trier’nin Manderlay’ini sahneye taşıyor. Prömiyeri 18 haziranda Metropol Theater’da yapılan Manderlay yine aynı görsel biçem ve sahne diliyle kotarılmış. Kahramanımız Grace’in yolu bu kez ABD’nin güneyindeki, dünyayla bağlantısını kesmiş Manderlay kasabasına düşüyor.

Adeta zamanın durmuş olduğu bu kasabada, halk 70 yıl öncesindeki gibi köleliğin kaldırılışının farkında olmadan yaşıyor. Grace bu kez, kölelik sisteminden acı  çeken halkın durumuna üzülüp beyaz atalarının hatalarını düzeltmeye soyunuyor.

Ama Grace’in onlara sunduğu  özgürlükle birlikte yalnızca zincirlerini değil, her şeylerini kaybediyor siyah Manderlay halkı: Evlerini, işlerini ve yiyeceklerini... Böylelikle oyunda özgürlük ve demokrasi kavramlarının öteki yüzü de gösteriliyor.

“Kim gerçekten özgür ki?” diye soran köyün bilgesi gibi, Manderlay’de hiçbir siyah eski kölelik düzeninden vazgeçmek istemez. Çünkü yeni düzende  hiyerarşi olmadığı için kimin köle kimin efendi olduğu belli değildir ve yüzyıllardır aynı kurallarla yaşamaya alışkın bir halkı yeni bir sisteme zorlamak da Grace’e düşer.

Brecht’in öğreti oyunlarını  andıran, öğretici, tezli, felsefi bir konuyu Schölch, Dogville’de olduğu gibi yine keyifli bir oyun duygusuyla yansıtıyor. Bütün oyuncular yine rolden role keyifle geçiyorlar, bir cümleye bir karakter olarak başlayıp cümleyi birdenbire başka bir karakter olarak tamamlamada müthiş bir başarı yakalıyorlar.

Üstelik rolden role bürünmeler, karakterden anlatıcıya dönüşmeler hep seyircinin gözü önünde gerçekleşiyor. Zaten oyunda role büründüklerini seyirciye gösteriyorlar, oyunu oynamıyor, teatral efektlerle, gestuslarla anlatıyorlar.

Oyunculukta temponun bir an düşmediği, sahne matematiğinin tıkır tıkır işlediği, keyifle oynanan ve keyifle izlenen başarılı bir ekip çalışması ortaya çıkıyor.

http://www.taraf.com.tr/haber/37907.htm