Çağdaş oyun yazarlarından en çok hangisini beğeniyorsunuz?






Sonuçlar
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün125
mod_vvisit_counterDün140
mod_vvisit_counterGeçen Hafta589
mod_vvisit_counterBu Ay417
mod_vvisit_counterTümü73383

Her yer tiyatroyla dolu

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdıre-Posta

 Sibel Arslan Yeşilay,TARAF, İstanbul - 21.09.2009

         Polonya’nın Legnica kentinde “Yanıyorum Rusya-Bir Sibirya Masalı “adlı oyunla açılan Miasto Tiyatro Festivali Kemal Başar’ın yönettiği Aşk-ı Hürrem’le sona erdi

 

http://www.taraf.com.tr/haber/41052.htm

 

Bu yıl ikincisi düzenlenen Tiyatro Festivali Miasto’yu izlemek üzere Polonya’nın Legnica kentindeyim. 17 eylülde başlayıp bugün sona eren festivalin yoğun bir programı vardı. Festivale Polonya, Macaristan, Fransa, İspanya,  Çek Cumhuriyeti, Litvanya ve Türkiye’den yedi topluluk katıldı. Hayal Sahnesi’nin kurucusu ve Aşk-ı Hürrem’in yönetmeni Kemal Başar’ın davetiyle katıldığım festival, Modjeska Tiyatrosu yapımı Yanıyorum Rusya- Bir Sibirya Masalı adlı oyunla açıldı. Krzystof Kopka’nın yazdığı oyunu, festivalin yöneticisi ve tiyatronun Genel Sanat Yönetmeni Jacek Glomb sahnelemiş. İki ayrı zaman diliminde; 1849 ve 2009’da kurgulanan oyun Polonya-Rusya arasındaki sorunları irdelerken, oyuncuların beden kullanımıyla öne çıkıyordu.

Legnica 100 bin nüfusuyla Polonya’nın küçük bir sınır kenti. Alman tüccarlar tarafından kurulmuş bir Alman kenti, Almanca adı Liegnitz... 1945’te ise Kızıl Ordu tarafından işgal edilmiş. Ruslar 80 bin kişilik bir orduyla yerleşmişler buraya ve Sovyetler Birliği’nin Doğu Avrupa’daki ana karargâhı olarak kullanılmış, Yalta Konferansı’ndan sonra ise Polonya’ya dahil edilmiş. Legnica hem Rusya ilişkisini, hem de geçmişindeki Alman izlerini silerek kendi kimliğini oluşturmaya çalışan bir kent. Festivalin çıkış noktası, izleri silinmeye çalışan tüm farklı yönleriyle kenti anlatmak. Sahnesi bütün Legnica kenti olan bir tiyatro sunmayı amaçlıyor festival. Bu yüzden Legnica’daki eski piyano fabrikası, harap haldeki sinema, yıkılmış bir Yahudi tiyatrosu ya da eski garnizon gazinosu gibi farklı mekânlarda oyunlar sahneleniyor. Böylelikle tiyatroyu belirli mekânlarda  hapsetmek yerine, tiyatro yoluyla toplumla iletişim kurabilmek hedeflenmiş. “Özgün mekânlarda gerçek olayları göstermek” amacı böylelikle şehirle bütünleşen, şehrini tarihiyle ve geçmişiyle yüzleşen bir tiyatro festivali olarak düzenlendiği ilk yılda Polonya’da epeyce yankı uyandırmış. Özellikle Jacek Glomb’un Legnica kentinin geçmişine ve kültürüne yönelik yaptığı sahnelemeler ve seçtiği oyunlarla küçük Legnica kenti tiyatro alanında Krakow’la yarışır hale gelmiş.

Festivalin bir özelliği de yapımların tümünün dünya prömiyerini Legnica’da yapması. Festival komitesi tarafından belirlenen yönetmenler, ekipleriyle Legnica’ya gelip kentteki farklı mekânlar içinden birini seçip, mekânın çağrışımlarına uygun sahnelemeler yapıyor. Böylece hem heyecan verici, ama aynı zamanda riski seven bir festivalle karşılaşıyor izleyici. İlk festivalin coşkulu ve yoğun izleyici kitlesinin ardından bu yıl da son derece yoğun bir ilgiyi gözlemlemek mümkün.

Festivalin yan etkinliği olarak ilk akşam izlediğimiz Legnica Sonatı Poznan’dan Lech Razcak’ın sahnelediği görselliği ve müziğiyle son derece etkileyici bir gösteriydi. Eski piyano fabrikasının önünde ve içinde gerçekleştirilen Legnica Sonatı’nda devasa İkaruslar, alev alev yanan piyanolar, kocaman tekerleklerin içinde devinen, dev ekranlara asılı oyuncular ve hareketli heykeller bir zamanlar Almanya için üretim yapan önemli piyano fabrikasına bir geceliğine de olsa yeniden canlılık getirdiler.

Festivalin yalnızca dört gün oluşu sizi yanıltmasın, bir günde en az iki oyun, bir sergi, bir konser gibi tüm gün dolu dolu planlanmış yan etkinliklerin de sayesinde bir anınız bile boş geçmiyor Legnica’da. 

Foto: Łukasz Szymański
Poznan Güzel Sanatlar Akademisi öğrencilerinin festival için hazırladığı Zamanın Duygusu başlıklı sergi de, yine öğrencilerin Poznan’dan Legnica’ya gelerek şehrin getirdiği çağrışımlarla oluşturulmuş.

















Foto: Łukasz Szymański                                            

Çek Cumhuriyeti’nden Prag SKUTR topluluğunun hazırladığı Askerî Kültür Evi adlı gösteri, seçilen mekânla bütünleşme ve aynı zamanda Legnica’nın askerî geçmişiyle yüzleşme adına ilginç bir çalışmaydı. Kentin biraz dışındaki eski garnizon binasının tellerle çevrili duvarının önünde içeri girmeyi beklerken, birden tellerin ardında başı olmayan paltolu askerler dolaşmaya başladı, son derece ürpertici, gerçeküstü bir tablo canlanmış gibiydi. Başsız askerler garnizonun bahçesinde sağa sola koşturdu, ağaçların ardında gizlendi ve sonunda kalabalık bir izleyici topluluğuyla birlikte kendimizi yer yer karanlık, ürkütücü bir garnizon turunun ortasında bulduk. Kırmızı ışıklarla bezenmiş tuvaletler, askılara asılmış sallanan askerler, bir yandan garnizon gazinosunda askerleri eğlendirmeye çalışan diğer askerlerin gösterileri. Üzerimize gelen savaş, şiddet görüntüleri... Aslında dev ekranlardan yansıyan görüntüler şiddet görüntüleri sayılmazdı tam olarak, el sıkışan, bir yerlerden kaçan, kucaklaşan vb. insanların görüntüleri videoda ileri geri sarılarak, karşısındakine defalarca elini uzatan, kucaklamak için kollarını sürekli açan ve hareketi geriye sarılan adam gibi görüntülerle bir saniye sonrasını bilmenin, ama bir türlü görememenin verdiği sıkıntılı halle izlediğinizde gerçekten bunun bir şiddet biçimi olarak başarıyla kullanıldığını düşünüyorsunuz.

Dans, hareket, kuklalar, projeksiyonla farklı bir sahne dili arayışındaki SKUTR topluluğu, Askerî Kültür Evi’yle bir zamanlar bu garnizonda yaşanan eğlenceler, doğum günleri, resmî kutlamaları da göz önüne alarak tüm mekâna yayılan militarizmin korkunç yüzünü irkiltici bir dille anlatarak insanda zamanda kaybolma duygusu yaratıyordu.

Hayal Sahnesi ve Modjeska Tiyatrosu ortak yapımı olan, Can Atilla’nın Aşk-ı Hürrem adlı albümünden Kemal Başar tarafından projelendirilen ve sahneye uyarlanan dans tiyatrosu eseri olan oyunda Can Atilla da kendi müziklerini çalmak üzere sahnedeydi.