O D A D A S A V A Ş

     
 

Yazan.:Martin Walser
Çeviren:Hale Kuntay
Yöneten: Orhan Alkaya
Dramaturg: Sibel Arslan Yeşilay
Dekor: Ayçın Tar
Kostüm: Gönül Sipahioğlu
Oynayanlar:
Felix: Mümtaz Sevinç
Trude: Gül Onat
BBT 2001

 

   

 

PERDE ARALIĞINDAN

Robert SCHILD Şalom,24.10.2001

Neleri görelim?                                                      

   Perdeler yavaş yavaş açılıyor... Geçtiğimiz haftalarda sizlere tanıtmaya başladığım bazı oyunların ardından, şimdi 2001/2002 mevsimine şöyle bir kuşbakışı göz atmaya ne dersiniz? Geçen mevsimden bu yana, "Perde"mizi ancak iki haftada bir açarken, sevgili ağabeyimiz Viktor Apalaçi'nin bir süredir yurt dışında olması nedeniyle, bu kez de karşınızdayım. İsterseniz, İstanbul sahnelerinde bu yıl göreceğimiz yeni oyunlara şöyle kısaca bir göz atalım...
    UNESCO'nun 2002'yi "Nazım Hikmet Yılı" olarak belirlemiş olması ile, birçok sahnemiz, Türk yazınının bu değerli kalemine yer vermeye hazırlanıyor. İstanbul Devlet Tiyatrosu, 2001/2002 mevsimini Nazım'ın 1934'de Darülbedayi'de, Zeliha Berksoy'un da katılımıyla sahnelenmiş "Bu Bir Rüyadır" opereti ile açtı. Cumhur Bakışkan'ın yeni bestelerini içeren bu müzikli oyunu, sizlere ileride tanıtmak için sabırsızlanıyorum. Bakırköy Belediye Tiyatrosu'nun mevsime girdiği "İvan İvanoviç Var Mıydı, Yok Muydu?" yanısıra Dostlar Tiyatrosu'dan "İnsanlarım", Stüdyo Drama'dan "Ben, Nazım, Yaşarken ve Ölürken" veya Bizim Tiyatro'dan "Hoşgeldin Bebek", bu büyük ozanımızın yapıtlarından derlenip sunulacak oyunlardan sadece bazıları...

"Popülist" sahnelerden
    Geniş kitleleri çeken ve tiyatroya daha çok "eğlenmek için" gidenlerin sahnelerine gelince: Her yıl yapımlarını büyük beğeniyle izlediğimiz Tiyatro İstanbul, bu mevsimi Marc Camoletti'nin "Çılgın Haftasonu" adlı vodvil ile açacak. Gencay Gürün'ün yönettiği, Metin Serezli, Can Gürzap ve Nilgün Belgün'ün başrolleri paylaştığı bu oyunda, bir hafta sonu konuğunun, geldiği evde yarattığı karışıklıklar izlenecek. - Kenter Tiyatrosu, Daniel Auburn'un "Çözüm"ünü, Yıldız Kenter'in yönetiminde sahneye getiriyor. Gizemli bir kadın, kurnaz kardeşi, sevgilisi ve matematikçi babaları arasındaki ilişkiler... - Ortaoyuncular, Ferhan Şensoy'un iki yeni oyununu hazırlıyor: "Kriz" kokusunu alacağımız, "Kökü Bitti Zıkkım Zulada - Vatandaş Şeznok" başlıklı, ekonomik bir güldürü ile taşrada sahnelencek olan "Kahraman Osman" oyununun oyunu! - Hadi Çaman Ağabey, bu yıl yenilediği Teşvikiye'deki Yeditepe Sahnesi'nde iki yeni yapım sunacak: Vasfi Rıza Zobu - Bedia Muvahhit ikilisi ile özdeşleşmiş "Hisse-i Şayia"nın yeniden sahnelenmesi ile kırkı yıllık kendi tiyatro yaşamını gözlerimizin önüne seren "Deniz Feneri". - Tiyatrokare, yeni mevsime Raymond Castan'ın yazdığı, Burak Sezgen'in yönettiği "Polisin Müşterileri" adlı güldürü ile girdi.
    Tüm bu yeni oyunlar yanısıra, kimi izleyicilerden gelen özel arzular çerçevesinde, bu sevilgen tiyatroların büyük başarı görmüş bazı eski oyunları da dönüşümlü olarak sunuluyor, bu mevsim. Kaçırmış olanlara, özellikle "Sanat" ile "İdeal bir Koca" (Tiyatro İstanbul) veya "Ferhangi Şeyler" (Ortaoyuncular) veya "Aşk Gibi" (Yeditepe) özellikle önerilir!

Ödenekli tiyatrolar
     Mevsimin bence en ilgi çekici oyunlarından biri, Bertolt Brecht'in "Schweyk 2. Dünya Savaşında" taşlamasıdır. İstanbul Şehir Tiyatroları'nda gösterime girmiş olan bu olağanüstü başarılı yapıt, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ordusunu ti'ye alan zekâ özürlü er Schweyk'in yaratıcısı Jaroslav Hasek'in dünyaca ünlü güldürü romanını Nazi dönemine uyarlamış olan büyük ozan Brecht, insancıl/toplumcu/barışssever iletilerini bir kez daha yüzümüze vuruyor. Hanns Eisler'in güzel ezgilerini de içeren, ülkemizin Brecht uzmanı Yücel Erten'in yönetimindeki bu oyunu kesinlikle görmeniz gerek! - Şehir Tiyatroları'ndan izleyeceğimiz diğer ilginç oyunlar arasında, Başar Sabuncu'nun Anton Çehov'un çeşitli oyunlarından derlediği "Herkes Aynı Bahçede" ile Gaston Baty'nin Dostoyevski'den oyunlaştırdığı "Suç ve Ceza".
    Yukarıda değindiğim Nazım Hikmet opereti yanısıra, İstanbul Devlet Tiyatroları'nın diğer bir "süper yapımı", İhsan Oktay Anar'ın, Zeynep Avcı tarafınca sahneleştirilmiş "Efrasi Yab'ın Hikâyeleri"dir. Doğaüstü konuların işlendiği bu oyunu üstad Işıl Kasapoğlu yönetiyor, müzikleri Erkan Oğur'a, dev kuklalar içeren sahne tasarımı ise Fransız kukla uzmanı Carina Cheres'e ait - sadece bu üç isim, oyunu ilginç kılmaya yeter, bence! AKM Büyük Salon'da sahnelenecek olan bu yapım yanısıra, Aziz Nesin Sahnesi'nde Edip Cansever'in "Ben Ruhi Bey Nasılım" adlı şiirinin tiyatroya uyarlanışını, Cüneyt Çalışkur'un yönetiminden izleyebileceğiz. Oda Tiyatrosu'nda ise, geçen mevsim görme olanağını bulamadığım ve oldukça yeni sayılan, Bilgesu Erenus'un yazar Wirginia Woolf'un yaşamını konu alan, Arsen Gürzap'ın başrolü üstlendiği "Kırmızı Ağaç", ilginç olabilir.
    Son yıllarda ilginç yapımları ile göz dolduran Bakırköy Belediye Tiyatrosu, Alman yazınının önemli isimlerinden Martin Walser'in evliliği konu edinen trajik fars "Odada Savaş" yanısıra, sahne çalışmalarını Yılmaz Karakoyunlu'nun Varlık Vergisi'yle başlayan siyasal ve sosyal yozlaşma ile paranın kişiliği nasıl satın aldığını anlatan, besteleri Melih Kibar'a ait olan "Kuzguncuklu Fazilet" başlıklı bir müzikal oyun ile sürdürecek.

   

EVLİLİK BİR OYUN MU?

Türk okurların daha çok romanlarıyla tanıdığı alman yazar Martin Walser’in kadın-erkek ilişkilerini ve aile kurumunu ironik bir dille sorguladığı “Odada Savaş” oyunu Türkiye’de ilk defa  Bakırköy Belediye Tiyatroları’nda Orhan Alkaya rejisiyle seyirci karşısına çıkıyor. 

Sibel Arslan Yeşilay

 Felix: Ne öğrencileri, ne dostları ne de karısı tarafından ciddiye alınan Coğrafya öğretmenidir.Trude: tıp öğrenimi görmüş, ama Felix’le evlenince evkadınlığını seçmiştir. Her ikisi de içten yaralıdır. Görünürde kurallara uygun bir evliliği yirmi yıldır sürdürürler.  Felix ile Trude arkadaşları Benno’nun, uğruna karısını terk ettiği  yirmidört yaşındaki yeni karısını göstermek için düzenlediği  partiye davet edildiklerinde, Felix kıskançlıkla diğer davetlileri de partiyi boykota ikna eder. Sıra karısıTrude’yi de evde kalmak için ikna etmeye geldiğinde evdeki hesap çarşıya uymaz. Evli çift başbaşa kaldıkları gece boyunca 19 yıllık birlikteliklerinin muhasebesini yapmaya başlarlar. İki kişilik bir meydan savaşı kopar. Bu aynı zamanda ilişkide kimin güçlü olduğunu belirleyen bir iktidar savaşıdır. Değişimden korkan, toplum kurallarına sıkı sıkıya bağlı, uzlaşma virtüözü bir alman çiftin  evin içinde açtıkları bir iktidar savaşıdır söz konusu olan.

Alman yazar Martin Walser’in  Türkiye’de ilk kez sahnelenecek olan “ODADA SAVAŞ” adlı oyununun alt başlığı olan “Evli Bir Çift İçin Alıştırmalar” metnini öteki boyutunu açığa vuruyor: toplumsal yaşamda bireye dayatılan roller, aile içi ilişkilerde karı-koca arasında bile sürekli  oyun oynanmasını gerektirir.  Walser’e göre evlilik, her iki eşin de sürekli olarak rol yaptığı bir oyundur. Çünkü evlilik ancak bu kurmaca yoluyla çekilir hale gelmektedir. Walser’in oyun kişileri sadece rol olduğu gerçeğini bile bile rol yapmayı severler. Öte yandan toplum zaten bireylerden belli rolleri oynamalarını bekler. Bireyler bu rolleri oynarken yaralarını  gizledikçe kendilerinden emin olurlar.19 yıllık evlilikleri boyunca ilk defa yaşamlarını ameliyat masasına yatıran çiftin rolle gerçek arasında gidip geldiği birinci perdeden sonra, artık ortayaşlı bir çift olarak karşımıza çıktıkları ikinci perdede ‘oyun’ boyutu iyice ön plana çıkıyor. Ve artık bu oyunlar, ‘oyun’ olduğu, yapmacık olduğu gizlenmeden oynanmaya başlıyor.

            Walser’İn toplumsal konuları ele alan oyunlarının hemen ardından yazdığı “Odada Savaş” ilk bakışta yazarın toplumsal alandan özel yaşama, daha bireysel alana geçiş yaptığı izlenimi verse de, biraz derine inildiğinde toplumun en küçük birimi aile içindeki ilişkiler bağlamında toplumun görünmez gücü de ağırlığını hissettiriyor. Coğrafya dersinin zorunlu ders olmayışının Felix’te aşağılık kompleksi yaratması, hatta karısının ona “tepeden tırnağa bir Coğrafya öğretmeni” olduğunu haykırarak hakaret etmesi, burjuva toplumunda kariyerin insanın hayatını karartacak kadar önemli oluşunun altını çiziyor. Felix’in  “dört odalı mobilyalı cehennem” diye adlandırdığı evi, aslında daha büyük, daha kalabalık bir cehennemin minyatürüdür.  Evlilik, diğer toplumsal kurumlar gibi rutinler, kurallar ve takınılan maskelerden oluşur. Arada bir maskeler düşse, kurallar ihlala edilse bile, herşey bir süre sonra eski düzenine geri dönüverir.

            Martin Walser oyunu ilk önce 1962’de “Coğrafya” adıyla radyo oyunu olarak yazar.Yönetmen Fritz Kortner’in yüreklendirmesiyle oyunun ikinci perdesini yazar. Ve oyun ilk kez Kortner tarafından 1967’de Münih Kammerspiele tiyatrosunda sahnelenir. Oyunun tek perdelik versiyonu ise bir yıl sonra Berlin’de sahnelenir. Daha çok romanlarıyla tanınan Walser’in Avrupa’nın birçok ülkesinde sahnelenen “Odada Savaş”, yazarın en başarılı oyunları arasında yer alır. Trajik bir fars olarak kaleme aldığı metinde Walser çok ilginç, ilginç olduğu kadar da acı saptamalar yapıyor: “Evlilik  çok çetin bir savaş. Yok yok bir ameliyat. İki operatör devamlı birbirlerini ameliyat ediyor. Hem de narkozsuz. Durmadan. Ve böylelikle neresine dokununca çok canının yandığını keşfediyorlar.” Ya da: “Tıpkı guguklu saat heykelcikleri gibiyiz. Zeremoni tamam, ama aynı eksen üzerinde birbirmizin etrafında dönüp birbirimize hiç dokunmadan geçip duruyoruz. Evliliğin hakkını vererek.”

            “Odada Savaş”ın yazarı Martin Walser’e dünya çapında ün kazandırmasının en önemli nedeni,yazarın oyunda tiyatroyla gerçeği, biçimle içeriği ustalıkla birbiri içinde eritmesinde yatar. Evlilikte rol yapmayı ele alan oyun, yazarın  ‘aktörlerine’ bıraktığı, birbiri arında kurulan ‘oyun’larla sürekli gelişir. “Odada Savaş” kelimenin tam anlamıyla  bir ‘oyun’.

Bir burjuva ailesinde bireyin yalıtılmışlığı ve toplumsal rekabet savaşının yıkıcı etkilerini gösteren,hem toplumsal alanda hem de özel yaşamda  deforma olmuş bağımlılıkların, insanların açıkyürekli davranmasını imkansız hale getirdiği için oynanmaya devam edilmesi gereken bir ‘oyun’.

 

 

 


Türkiye’de ilk kez sahnelenen “ODADA SAVAŞ”, Alman edebiyatının en önemli yazarlarından Martin Walser’in dünyanın birçok ülkesinde sahnelenen, en başarılı oyunları arasında yer alır. .

“ODADA SAVAŞ” evlilik üzerine yazılmış bir trajik fars. Evliliği ameliyat masasına yatıran yazar, kadın-erkek ilişkileri hakkında bilinen ve bilinmeyenleri farklı ve eğlenceli bir dille sunarken ilginç saptamalar yapıyor: “Evlilik çok çetin bir savaş. Yok yok bir ameliyat. İki operatör devamlı birbirlerini ameliyat ediyor. Hem de narkozsuz. Ama hiç durmadan. Ve böylelikle neresine dokunulunca daha çok canının yandığını keşfediyorlar.”

Yirmi yıllık evli Felix ile Trude, bir arkadaşlarının davetine gideceklerdir. Ancak arkadaşının genç bir kadınla evlenmesini kıskanan Felix, hain bir plan yapar ve karısını da işbirliği yapması için ikna etmeye çalışırken, işler umduğu gibi gitmez. Evli çift uzun yıllardır görmezden geldikleri gerçeklerle, sorunlarla yüzleşmeye başlarlar.

“ODADA SAVAŞ” aydın bir burjuva çiftin oynadığı, izleyenleri güldürecek, güldürürken yer yer hüzünlendirecek bir evlilik oyunu.
Odada Savaş Söyleşi Şehnaz Pak

Odada Savaş Eleştiri- Üstün Akmen