Sezuan’ın İyi İnsanı  

Sezuan’ın İyi İnsanı

Yazan: Bertolt Brecht

Çeviren: Özdemir Nutku

Yöneten: Ali Taygun

Müzik: Tolga Çebi

Dramaturji: Sibel Arslan Yeşilay

Dekor: Ali Yenel,

Kostüm: Gönül Sipahioğlu

Oynayanlar:

Defne Şener Günay, Meral Çetinkaya, Gül Onat, Edip Saner, Munis Düşenkalkar, Nazan Koçak, Nilgün Karababa, Zeyno Eracar, Levent Tülek, Emrah Eren, Güneş Kozal Eren, Diğdem Germen Aydın, Gülce Uğurlu,  Savaş Akova, Durul Bazen, Gökhan Bozkurt, Ali Rıza Kubilay, Burak Dur, Nurgül Uluç, Esra Pamukçu, Şirin Çağlar Taşpınar, Muhsin Kurtaran, Gülru Pekdemir, Önder Bulut, Alican Yücesoy, Ali Kil, Berkay Aslanhan,

2005 BBT

 

REFAH HAYRIN ŞARTIYSA BU ALEMDE, REFAHIN ŞARTI NE?: “SEZUAN’IN İYİ İNSANI”

 

 ÜSTÜN AKMEN

 

 Özdemir Abi, n’abersin?

Çevremizde, Bertolt Brecht'in “Sezuan'ın İyi İnsanı - Der Gute Mensch Von Sezuan” başlıklı mesel oyununun, “bugünkü toplum düzeninde hem iyi insan olmak, hem de ayakta kalabilmek mümkün mü” sorusunu ele aldığını bilmeyen var mıdır, hiç sanmıyorum. Ama gene de, bu bir mektup olmasa ve ben yazdığım dergide bu oyunu okura aktarmaya soyunmuş olsam, yazıma hiç kuşkum yok ki: “… bir masal havasında Çin'in Sezuan eyaletinde geçen oyun, üç tanrının iyi bir insan aramak üzere dünyaya inmesiyle  başlar. Kendilerine yatacak yer arayan tanrılara, fahişe

 

Şen Te'den başka kucak açan olmaz. Tanrılar, Şen Te'ye iyiliği karşılığında yüklüce bir para verdikten sonra Sezuan'dan uzaklaşırlar. Ancak kendine bir tütüncü dükkanı açan Şen Te'ye müşteri yerine ne kadar işsiz güçsüz, parasız insan varsa musallat olur ve Şen Te'nin iyilikleri kendisine zarar vermeye başlar. İnsana insanca yaşama hakkının tanınmadığı çarpık bir düzende, iyi insan Şen Te ayakta kalabilmek için zaman zaman Şui-Ta kişiliğine bürünerek katı yürekli ve kötü insan rolünü oynamak zorunda kalır. Şen Te'nin yaşadıkları, seyircinin kendi kendine:  ‘İnsan, insancıl olmak için insanlık dışı bir mücadele mi vermelidir’ sorusunu sormasına vesile olur,” diye başlardım.

 

SEZUAN’IN VE İNSANININ TARİHİMİZDEKİ YERİ

Epik tiyatro ekolünü en iyi yansıtan oyunlardan biri olarak kabul edilen bu oyunun, ülkemiz tiyatrosu adına ne şanssız bir geçmişi var, değil mi Özdemir Abi? 1957’de Adalet Cimcoz’un tercümesiyle (şiir çevirileri Teo’ya aitti) yayımlanır yayımlanmaz yasaklanmış. 1958 yılında Şehir Tiyatroları’nda Max Meinecke rejisiyle oynanacağı ilân edildiği halde, oynanmasından vazgeçilmiş. Bunları doğal olarak anımsayamam ben. Ama 1963 yılında yeniden Şehir Tiyatroları’nın repertuarına alınan “Sezuan’ın İyi İnsanı”nın, Beklan Algan’ın rejisiyle sahnelenmeye başladığı vallahi dün gibi aklımda. Oyunun müzikleri Mehmet Abut’a, dekor ve kostümleri David Pursley’e aitti. Zihni Rona “Wang”, Ayla Algan “Shen Te” ve “Shui Ta”, Ertuğrul Bilda “1.Tanrı”,

 

Mete Sezer “2.Tanrı”, Kayhan Yıldızoğlu “3.Tanrı” rollerini paylaşıyorlardı. Böylece “Sezuan’ın İyi İnsanı” ülkemizde bir profesyonel tiyatro tarafından oynanan ilk Brecht oyunu olmuştu. Gel gelelim, oyunla ilgili kimi gazetelerin kışkırtıcı yayınlar yapması üzerine, tiyatroya saldırıldı ve oyun daha sonra yasaklandı. Eserin son olarak 1976 yılında ve Vasıf Öngören’in rejisiyle Birlik Sahnesi tarafından sahnelendiğini de anımsıyorum. “Sezuan’ın İyi İnsanı”, geçen otuz yıllık süreçte, birçok üniversite topluluğu ve farklı amatör topluluklar tarafından defalarca oynansa da, bugüne dek hiçbir profesyonel tiyatronun repertuarında yer almamış olmasıyla da ilginçliğini korumuş bir oyun özelliğine sahip bence. Neyse ki, kuralı Bakırköy Belediye Tiyatroları bozdu.

 

 ALİ TAYGUN’UN YORUMU SALT SOSYALİZM SORUNU DEĞİL

 Ali Taygun, ülkenin bir değişimin arifesinde olduğu şu günlerde; tutkulu Avrupa Birliği hayali ile alıştığımız dünyanın farklı versiyonu arasına sıkıştığımız tam da şu günlerde; uygun adım Avrupa usulü insan ilişkilerine doğru yürürken, yol aldığımız dünyanın içindeki sorunları kurcalamak istemiş ki, Brecht’in oyununu Bakırköy Belediye Tiyatroları’nda sahneye taşımış. Sadece sosyalizm sorununu değil, insanın iyi olabilip olamayacağını, insan ilişkilerinin insanın iyi olmasına izin verip vermeyeceğini irdeleyen bu oyunu seçmekle bana sorarsan pek de iyi etmiş. Doğal olarak elbette bana sormazsın, ama bizim varoşlarımızla, imgesel Çin'in varoşları arasında bir anlamda paralellikler kurmuş olması, sanırım senin de ilgini çekecek ve dolaylı olarak bana soracaksındır. Anlatayım: Malûmdur, Brecht, salonda oturur, oyunu yönettiği pek fark edilmezmiş ya, sanki aynısını yapmış Ali Taygun da. Karışmaları belli ki bellisizce ve hep “akış yönü”nde olmuş. “Kendi tasarladığını” oyuncularla gerçekleştirmek istiyor izlenimini yaratmaktan kaçınmış. Oyuncuları araç olarak kullanmamış. Oyunun anlattığı olayı, oyuncularla birlikte yakalamak istemiş. Her bir oyuncunun kendi gücünü en fazlasıyla ortaya koymasına yardımcı olmuş. Paul Dessau'nun zor, seyirciye itici dahi gelebilen müziği yerine yerelliği yeğlemiş. Yerellikle bir yabancılaşma duygusu yaratmış. Parodiye ya da komediye kayma ya da dramatik olmaya kaçma olasılığını başarıyla engellemiş. Brecht’in tiyatro anlayışının özünü koruyarak, üç saatlik oyunu sıcak, akıcı, masalsı bir atmosfere kavuşturmuş. Oyuncu malzemesini fevkalade sağlam tutmuş.

 

YARATICI KADROYU ELEŞTİREYİM Mİ, DEŞEYİM Mİ?

Senin pırıl Türkçe’ne lâfım olamaz elbette, ama zamanla aşınmış “fikir teatisi” gibi sözleri Ali Taygun’un yenilememesine şaşırdığımı söyleyeceğim. Tolga Cebi’nin Brecht müziğini özümsemiş, oyuna inanılmaz bir tempo kazandıran capcanlı müziğini ise kutlanmaya değer buldum Özdemir Abi. Ali Yenel’in dekoru olabildiğince işlevsel, ama ağacın altına platform yapacağına, ağacı tepesinden “soffitto”ya bağlasaydı daha iyi olmaz mıydı diye oyun boyu düşündüğümü de itiraf etmeliyim. Gönül Sipahioğlu’nun kostümleri, Şen Te’nin ayakkabıları dışında kötü değil. Wang’ın: “… ayağınızın tozuyla…” dediği tabloda, üç tanrının ayakkabılarının toz içinde olmasını iyi yakalanmış bir ayrıntı olarak değerlendirdim. Sibel Arslan Yeşilay’ın dramaturgi çalışması oyuna olumlu anlamda yansımış. Murat İpek’in ışık tasarımına da “kusursuz” diyebilirim. Işıl Z. Karaalp’in koreografisi ise, yok kadar zayıf. Bora Nakipoğlu’nun efekt tasarımı yerli yerinde.

 

 MERAL ONUKTAV ÇETİNKAYA’NIN BAŞARISI

Özdemir Abicim, Meral Onuktav Çetinkaya, “fevkalade” olarak tanımlanacak epik oyunculuk gösterisiyle oyun içinde adeta bir büyü yaratmakta. Sucu Wang’ın canlı, fiziksel ve psikolojik yönelimlerini çok iyi yansıtıyor. Birinci perdede, üç tanrının geldiği tabloda güğümleri içlerinde su varmışçasına öylesine güzel taşıyor ki, görmelisin. Hele bir de, hemen arkasından Nazan Koçak güğümlere yapışıp, tıngır mıngır taşıyıp büyüyü bozmasa… Munis Düşenkalkar, üstünyönetim ve kesintisiz aksiyonun, varlığında, yani gizemli “ben”inde kök salmış, belki de doğuştan gelen yaşamsal hedef ve özlem olduğunu bu kere de kanıtlıyor. Nilgün Karababa rolüne iyi hazırlanmış. Nazan Koçak (güğüm taşıma tablosu dışında) dengeli bir oyun vermekte.

 

DEFNE ŞENER GÜNAY, ARTIK  MERCEK ALTINDAN ÇIKIYOR

Defne Şener Günay ise, Şen Te ve Şui Ta rollerinin altından başarıyla kalkmış. Taaa “İvan İvanoviç Var Mıydı, Yok Muydu”dan bu yana mercek altında tuttuğum Defne Şener Günay’ın yönelimlerinin engin tatmin, ruhsal anlayış ve yaşamsal güçle dolu, çok canlı coşku ve kavram içermesini izlemekten doğrusu kıvandım. Levent Tülek, “Berber”in tüm yaklaşımlarını anlamış ve başarıyla kontrolü altına almış. Canlandırdığı karaktere bir taç takmadığı kalmış. Sesini ve vücudunu başarıyla kullanıyor. Edip Saner, oyunun iyileri arasında ön sıralarda gelirken, usta oyuncu Gül Onat, seyirciyi avuçlamasını biliyor da, neden diğer karakterler gibi İstanbul lehçesiyle değil de, kimi yerde Orta Anadolu, kimi yerde Ege şivesiyle konuşuyor anlamam mümkün olamadı. Kadronun geri kalanı iyi, iyi olmasına da Güneş Kozal Eren, iyi olanlar arasında en iyi.

  TAK YENGEYİ KOLUNA, GEL ŞU GÜZELİM İSTANBUL’A 

Kısacası, “Sezuan’ın İyi İnsanı”, Bakırköy Belediye Tiyatroları’nın övünebileceği, kutlanası bir yapım olmuş. Görmeni çok isterdim doğrusu. İşe güce bu kadar çok takılma be Özdemir Abi, tak yengeyi koluna, atla “Varan”a, kalk gel şu güzelim İstanbul’a. Hele bak, Haziran ayının 6’sında 33. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali de başlıyor. Düşünsene, bir barok akşamından sonra Armada Oteli’nin terasında su katılmış rakılarımızı, (Nohut Topu) Topik’e, Humusa, Favaya katık ediyoruz!

Osman Şengezer, Erol Sayarı, Yurdal Oğuz, Emre Erdem, Güneri Artunkal, Göksel Kortay, Yekta Kara’dan oluşan bizim ekip dünden hazır… Seni bekliyoruz.

Beklemek bizden, gelmek senden yani…

Yengeme sevgilerim baki…

 

17.Mayıs.2005, www.tiyatrom.com

 

Sezuan’ın İyi İnsanı üzerine ...

  

“Sezuan’ın İyi İnsanı”, geçen otuz yıllık süreçte birçok toplulukça oynansa da, Bakırköy Belediye Tiyatroları’nın bu prodüksiyonuna dek hiçbir profesyonel tiyatronun repertuarında yer almamıştı.    

 

  

 Suha Çalkıvik

NTV-MSNBC 

29 Mart 2005 —  Profesyonel tiyatrolarımızın 30 yıldır oyna(-ya)madıkları, Bertolt Brecht’in “Sezuan’ın İyi İnsanı” adlı başyapıtı, usta yönetmen Ali Taygun’un masal tadında akıcı rejisi ve Bakırköy Belediye Tiyatroları’nın yürekleriyle seyirciyi sımsıkı sarmalayan oyuncularının ellerinde sezona damgasını vuruyor. Tiyatro jürileri bu oyunu görene kadar, seyirci ödülünü dağıttı bile! (*)

 

       “Sezuan’ın İyi İnsanı”, ya da Bakırköy’ün Güzel Oyuncuları üzerine ...

 

          “Sezuan’ın İyi İnsanı”, (Der Gute Mensch Von Sezuan) Bertolt Brecht’in 27’nci denemesi. 1938 yılında Danimarka’da yazmaya başladığı bu oyunu 1940’ta İsveç’te bitirdi. Bütün Batı ülkelerinde ve ABD’de sahneye kondu. İlk kez 1943’te Zürih’te sahnelenen oyunu Leonard Steckel yönetti. Oyun, 1946’da Viyana’da oynandıktan sonra, Almanya’da ancak 1952’de Frankfurt Tiyatrosu’nda sahnelenebildi. Rejisini Harry Buckwitz’in yaptığı bu prodüksiyon için dekorları Teo Otto hazırladı, müziğini Paul Dessau yazdı.

       Yazar, Shen Te ve Shui Ta ikilemiyle, iyi insan ve kötü insan çizgileri çizen, kapitalist sisteme ve burjuvaziye sağlam göndermeler yapan bu oyununda, yabancılaştırma efektini en somut haliyle sergiler. Bu oyunda hem iyi olmak, hem de iyi yaşamak için çırpınıp duran Shen Te’nin sorgusuz sualsiz boyun eğilen kurallar ve yaygın bir yoksulluk karşısında çıkar yol bulma çabası dile getirilir. Shen Te’nin bulabildiği çözüm, iyi niyeti ile çelişmekte midir, yoksa başka çözüm bulunamaz mı? Bu soruya yanıt aranır. Kesin bir sonuca, son yargıya varılmaz. Brecht, seyirciye bırakır bunu. Araştırın, düşünün, tartışın, siz bulun bakalım der. Oyun, meselci anlatımı (dersler çıkarılan masalsı öykü) ile sistemin iki ahlaklı, ikiyüzlü yapısını ibretle ortaya koyar.  

  

      

       Türkiye’de Sezuan’ın İyi İnsanı

       Bertolt Brecht’in epik tiyatro ekolünü en iyi yansıtan oyunlarından biri olarak kabul edilen bu oyunun ülkemiz tiyatrosu adına şanssız bir geçmişi var. Oyun, 1957’de Adalet Cimcoz’un tercümesiyle (şiir çevirileri Teo’ya aittir) yayımlanır yayımlanmaz yasaklanır. 1958 yılında Şehir Tiyatroları’nda Max Meinecke rejisiyle oynanacağı ilan edildiği halde, oynanmasından vazgeçilir. 1963 yılında yeniden Şehir Tiyatroları’nın repertuarına alınan oyun Beklan Algan’ın rejisiyle sahnelenmeye başlar. Oyunun müzikleri Mehmet Abut’a, dekor ve kostümleri David Pursley’e aittir. Zihni Rona (Wang), Ayla Algan (Shen Te ve Shui Ta), Ertuğrul Bilda (1.Tanrı), Mete Sezer (2.Tanrı), Kayhan Yıldızoğlu (3.Tanrı) baş rolleri paylaşırlar. Böylece Sezuan’ın İyi İnsanı ülkemizde bir profesyonel tiyatro tarafından oynanan ilk Brecht oyunu olur. Oyunla ilgili bazı gazetelerin kışkırtıcı yayınlar yapması üzerine, tiyatroya saldırılır ve oyun daha sonra yasaklanır. Oyun son olarak 1976 yılında ve Vasıf Öngören’in rejisiyle Birlik Sahnesi tarafından sahnelenir. Sezuan’ın İyi İnsanı geçen otuz yıllık süreçte, birçok üniversite topluluğu ve farklı amatör topluluklar tarafından defalarca oynansa da bugüne dek hiçbir profesyonel tiyatronun repertuarında yer almamıştır.  

  

       Yönetmen Ali Taygun, doğru seçilmiş bir proje ve o projeye inanmış kolektif ruhu taşıyan bir oyuncu topluluğu kendisine teslim edildiğinde, proje ne kadar zor, ne kadar iddialı olursa olsun ustalığını sergileyebileceğini bu oyunla ispatlıyor. Ülkemizde soğuk, seyirciye tepeden bakan Brecht yorumlarına önceki yıllarda alışmışızdır. Ali Taygun, Brecht’in tiyatro anlayışının özünü koruyarak, üç saatlik oyunu sıcak, akıcı bir masal atmosferine dönüştürmeyi başarmış. Oyuncu malzemesinin sağlam oluşu, dekorun işlevselliği, müziğin capcanlı ezgileri ve çizdiği mükemmel sahne trafiği ile Ali Taygun, adına yakışan bir rejiye imza atıyor. Bilgi birikimini, oyun kurgusunu oyuncusuna ifade edişindeki başarı, sahneden de yansıyor seyirciye.  

 

          Oyunculara gelirsek; konservatuarlarda okuyan oyuncu adaylarına “gidin, Meral Çetinkaya’nın mükemmel epik oyunculuk gösterisini seyredin, yarattığı sihirli havayı koklayın” diyorum. Tükenmeyen enerjisi, vücut kontrolü, sesini kullanışındaki kıvraklık, kısacası, belleklerden silinmeyecek bir oyunculuk gösterisi. Munis Düşenkalkar’ın tüm vücudunu bir yere sımsıkı bağlasanız, kıpırdatmasanız bile, gözleriyle tüm bir oyun boyunca, oynadığı karakteri seyirciye yaşatır. Oynarken kendinden geçiyor ve sözsüz sahnelerde bile oyuna ruh katıyor. Epik oyunculuk tarzını çok iyi kavramış olan Düşenkalkar, oynuyor ve de oynatıyor partnerini. Diğer Tanrı kompozisyonunda Nilgün Karababa, sahnelerden uzak kaldığı yılların acısını çıkartırcasına çok iyi hazırlanmış rolüne, paslaşmaları dengeli ve dozunda. Shen Te ve Shui Ta rollerinde izlediğimiz Defne Şener Günay, tiyatro tarihinde ‘kabus rol’ olarak görülen bu ikili rolün altında ezilmeden, iyi işlenmiş bir ‘yetenek’ olduğunu ispatlıyor. Konservatuardan mezun olalı henüz 7 yıl geçmesine karşın, hocasının güvenini boşa çıkarmamış. Sesini, vücudunu böylesine iyi kullanabilen bu genç oyuncuyu çok parlak bir gelecek bekliyor. (Yeter ki, kendine iyi baksın, televizyonun cafcaflı dünyasına kapılmasın!) Günay’ın uzun yıllar bize unutulmaz roller izleteceğinden kuşkumuz yok. Savaş Akova, ne kadar ekonomik ve sıcak bir oyuncu. Zeyno Eracar, n’olur tiyatrodan uzak kalmasın, ilk ‘antre’sinden itibaren doğal oyunculuk dersi veriyor. Ve Levent Tülek... sahne sempatisini seyirciye bu kadar ustaca yansıtan bir oyuncuyu, işte böylesi kurumlarda, böyle düzeyli projelerde görmek istiyoruz. Levent Tülek, BBT’de yeniden doğmuş sanki. 23 yıl önce izlemiştim onu ilk kez, hâlâ aynı heyecanı, hâlâ aynı sıcaklığı yolluyor yüreği. Edip Saner, ‘hınzır’ bir oyuncu. Hani, ne zaman ne yapacağı tahmin edilemeyen oyuncular vardır ya... Edip Saner, şaşırtmayı çok seven, aykırı bir oyuncu. Çünkü rolünü öyle güzel giyiyor, dersine o kadar iyi çalışıyor ki, rolü istediği gibi kavrıyor, istediği gibi yoğuruyor. Her yönetmene lazım, Edip Saner tipi oyuncular. Koroyu, halkı canlandıran en yaşlısından stajyerine diğer oyuncular, özellikle nikah ve tütün fabrikası sahnelerindeki mükemmel uyumlu çalışmalarıyla, oyunun aslî kahramanları. Polis rolünde Emrah Eren, 4 yıldır stajyer oyuncu imiş BBT’de... Tiyatronun yükünü sırtlamış o da, diğer özverili, cefakâr stajyer arkadaşları gibi. Soluk almadan çalışıyorlar, hemen her oyunda. Sizleri güzel günler bekliyor arkadaşlar, yılmadan taşıyın tiyatronuzu o güzelim yüreklerinizle yarınlara...Yılların usta oyuncusu Gül Onat, profesyonelliği ile seyirciyi kavrayıveriyor hemen sahnede.

       (Oyundaki tüm karakterler İstanbul ağzı ile konuşurken ve birbirlerine Çinli selamı verirlerken, Bayan Shin rolünde Gül Onat, neden bazen Orta Anadolu, bazen de Ege ağzı ile konuşmayı yeğliyor?)  

 

             Ali Yenel, dekor çalışmasında ustalığını bir kez daha konuştururken, tiyatromuz yeni bir ‘tiyatro müziği kompozitörü’ kazanıyor: Tolga Çebi. Besteci, hem Brecht müziğini çok iyi özümsemiş, hem de yazdığı şarkılar oyuna inanılmaz bir tempo kazandırıyor. Tolga Çebi’ye şimdiden ‘geleceğin Server Acim’i diyebiliriz, sanırım.

       Sezuan’ın İyi İnsanı’nı yaratan BBT’nin güzel oyuncularının ve yönetmen Ali Taygun’un yüreklerine sağlık.

      

       (*) Yazı yayına girmek üzere iken Afife Jale Ödülleri’nin adayları açıklandı. Jüri üyelerinden kaçı Sezuan’ın İyi İnsanı oyununu izledi acaba?

        

 

RAMP IŞIKLARI..........

Metin Boran Evrensel, 18.4.2006

 

 Sezuan’ın İyi İnsanı

Bertolt Brecht’in kapitalist sistem içerisinde iyilik-kötülük sorunsalını tartışmaya açtığı mesel oyunu, epik tiyatro tarzının başyapıtlarından sayılan Sezuan’ın İyi İnsanı, Bakırköy Belediye Tiyatroları’nda Ali Taygun’un rejisiyle sahnelenmeye devam ediyor. Brecht’in bir uzakdoğu masalından esinlenerek 1943 yılında yazdığı oyunun, dramaturjisi Sibel Arslan Yeşilay’a, dekor tasarımı ise Ali Yenel’e ait. Özdemir Nutku’nun çevirisiyle sahnelenen oyuna rejisör, kimi yerel sözcük ve deyimler ekleyerek “sorunu” daha tanıdık ve anlaşılır hale getirmiş.

Oyun, Çin’in Sezuan eyaletinde üç tanrının iyi bir insan aramak üzere yeryüzüne inmesi ve kendilerine dünyada kalacakları süre içerisinde yatacak bir yer bulma girişimleriyle başlar. Yoksul Sezuan’da hiç kimse tanrılara yardımcı olmak niyetinde değildir. Sucu kadın Wang’ın önerisiyle, fazlasıyla iyi niyetli, varoşların meleği fahişe Shen Te (Şente) barınmaları için derme çatma evini tanrılara açar. Tanrılar, bu iyiliği karşılığında Shen Te’ye para yardımında bulunurlar ve Sezuan’dan ayrılırlar. Shen Te, tanrıların verdiği parayla kendisine bir tütün dükkanı açar, ancak dükkana müşteri yerine, çevrede ne kadar işsiz, serseri, aylak ve asalak varsa dadanırlar. Bu insanlara iyilik yapan Shen Te dükkanda zarar etmeye başlamıştır. Shen Te, vergi, ödemeler ve kira gibi giderler söz konusu olduğunda ve iyiliklerinin karşılığında zarar görmemesi için cimri, kötü kalpli ve iyilikten hoşlanmayan “hayali” kuzeni Shui Ta rolünü oynayarak durumu kurtarma çabasına girer.

Brecht’in, iyilik ve kötülük gibi olgularla kıyaslama yaptığı ve sömürü sarmalındaki insanın paradoksuna dikkat çektiği oyununa Ali Taygun, özenli ve derinlikli bir reji konseptiyle yaklaşıyor. “Sorunu” görselleştirme aşamalarında masal ve gerçeği harmanlayarak başarılı bir izlence ortaya çıkarıyor. Sahne uygulamasında teatral olan bütün unsur ve olanakları sonuna kadar kullanarak hem masalı anlaşılır kılıyor hem de görsel boyutuna vurgu yapıyor. Bu dengeli tutum oyunun sonuna kadar devam ediyor. Taygun, göstermeci bir tavırla, eğlendirme ve düşündürtme üzerine kurduğu rejiyle bütünlüklü bir anlatımı epik tiyatronun tarzına uygun olarak gerçekleştirme becerisini gösteriyor. Katmanlı bir felsefi ve siyasi arka planı olan oyunun sahnelenişinde bilinen klişelerden kaçınılarak sanatsız ve kaba anlatımlara fırsat tanınmamış, estetik düzeyi yüksek bir yeniden yaratım ortaya konulmuş. Anlatımda metnin masalsı yanına özellikle vurgu yapılarak seyircinin sıkılmasının önüne geçilmiş ve ortaya üç saatlik abartısız görsel bir şölen hazırlanmış.

Taygun’un yorumunda, oyuncuların takım halinde ve ayrı ayrı, samimi çabalarıyla oyuna katkıları, tiyatrolarda özlenen bir oyunculuk örneğini gözler önüne seriyor. Sucu Wang’ı yorumlayan Meral Çetinkaya, aklının ve yüreğinin birleşiminden süzdüğü yeneklerini, ilerlemiş yaşına rağmen, bir genç kız enerjisinde Wang’ın kişiliğine taşıyor ve seyirciyle paylaşıyor. Çetinkaya, Wang’ın, yoksul ve sinsi tavrını tüm özellikleriyle detaylıca yansılıyorken aynı zamanda önemli bir figür olarak oyunculuğu ile sahnede özgül bir ağırlık oluşturuyor. Shen Te ve Shui Ta rolünü oynayan genç oyuncu Gülce Uğurlu’nun, birbirine zıt iki farklı cinsten kişiliği yorumlama çabası gerçekten övgüye değer. Uğurlu, fahişe Shen Te’nin kişiliğini yansılarken zaman zaman zorlanıyor gibi izlenim yaratıyor. Ancak sert ve otoriter, kötülük abidesi Shui Ta yorumunda, sesi ve tavrı ile göstermeci oyunculuk örneğini sunarken göz dolduruyor. Uğurlu, roller arası geçişlerde, büyük bir beceriyle değişimi bedeni ve ruhuna yediriyor ve bunu tavır haline getirirken bu yaratımıyla izleyenleri şaşırtıyor. Yorumlarıyla her iki karakterin ahlaki ve duygusal derinliklerini, kişiliklerinin sınıfsal ve toplumsal yapılarına uygun, bir inandırıcılıkla abartıya kaçmadan, özverili çabalarıyla başarıyla fotoğraflıyor. Bayan Shin rolüyle Gül Onat, sanki yerel bir figür olarak sahneye getirilmiş gibi. Sakin konuşmaları ve sempatik tavırlarıyla, ‘sır saklayan komşu kadın’ rolünü, oya gibi işliyor adeta. Deneyimli oyuncu Onat, oyunculuğuyla, metni sıcaklaştırma ve seyirciyi öykünün içine alma misyonu üstlenmiş gibi. Oyuncular ve oyunculuğa ilişkin yazılacak çok görüntü var esasında. Her biri yaşamdan birebir alınmış fotoğraf kareleri gibi insanlık durumları ve bu figürlere, sesi ve duruşuyla canlılık kazandırma peşinde içtenlikle emek harcayan çoğu genç oyuncular topluluğu. Her birisi takımın bir parçası olmak ve metnin anlatımını güçlendirmek için görsel bütünlüğün içerisinde yürekleriyle canlı birer portre sunuyorlar.

Dekor, stilize bir tasarımla, Sezuan’ın yoksul insanlarının ekonomik durumlarını ve yaşama biçimlerini soyut bir anlatımla yorumluyor ve öyküye uyumlu bir sahicilikle görsel anlatımı tamamlıyor. Bakırköy Belediye Tiyatroları, Sezuan’ın İyi İnsan’ı oyunu ile önemli bir sahne olayını gerçekleştiriyorlar. İkinci yılında da oyuna seyircinin ilgisi devam ediyor. Günümüz tiyatro ortamında Bertolt Brecht’in tiyatrosu ve oyunlarını geçersizleştirerek, bu oyunları sürgüne gönderen repertuvar lobilerinin yüzlerine bir tokat gibi çarpıyor tiyatronun iyi insanı Ali Taygun’un Sezuan’ı.

 

 

 

Bertolt Brecht’in mesel oyunu  “Sezuan’ın İyi İnsanı”(1943) bugünkü toplum düzeninde hem iyi insan olmak, hem de ayakta kalabilmek mümkün mü, sorusunu ele alır. Bir masal havasında Çin’in Sezuan eyaletinde geçen oyun, üç Tanrı’nın  iyi bir insan aramak üzere dünyaya inmesiyle başlar. Kendilerine yatacak yer arayan Tanrılar’a fahişe Şen Te’den başka kucak açan olmaz. Şen Te’ye iyiliği karşılığında yüklüce bir para verdikten sonra Sezuan’dan uzaklaşırlar. Ancak kendine bir tütün dükkanı açan Şen Te’ye müşteri yerine ne kadar işsiz güçsüz, parasız insan varsa musallat olur. Ve Şen Te’nin iyilikleri kendisine zarar vermeye başlar. İnsana insanca yaşama hakkının tanınmadığı çarpık bir düzende, iyi insan Şen Te, ayakta kalabilmek için zaman zaman başka kişiliğe bürünerek katı yürekli ve kötü rolünü oynamak zorunda kalır. 

Şen Te’nin yaşadıkları, insan, insancıl olmak için insalıkdışı bir mücadele mi vermelidir, sorusunu sorduruyor.

 Ülkemizde ilk kez 1963’te seyircisiyle buluşan “Sezuan’ın İyi İnsanı”, aynı zamanda Türkiye’de profesyonel anlamda sahnelenen ilk Brecht oyunu olma özelliğini de taşıyor.  “Sezuan’ın İyi İnsanı” son sahnelenişinden 30 yıl sonra bu kez Ali Taygun’un yorumuyla Bakırköy Belediye Tiyatroları’nda perde diyecek.