![]() |
Theresia Walser “KİNG KONG’UN KIZLARI” Theresia Walser 1967'de Friedrichshafen'da doğdu. 1990 yılında Bern'deki Tiyatro Okulu'nda oyunculuk eğitimi aldı. Ünlü Alman yazar Martin Walser'in en küçük kızı olan Theresia Walser „Theater Heute“ dergisi tarafından 1998'de yılın umut vaat eden genç yazarı seçildi. 1999 yılında yılın en iyi oyun yazarı seçildi. Theresia Walser serbest yazar olarak Berlin'de yaşıyor. |
|
King Kong’un Kızları
Elisabeth Fibich Huzurevinde üç bakıcı (King Kong’un kızları) ve altı yaşlı insan - izleyicinin yaşlılığın trajikliğine gülsün mü gülmesin mi karar vermekte zorlandığı ötenazi, yaşlıların cinselliği ve kuşak çatışmasını konu alan bir oyun. “80 yaşında olmak ve hatta sekseni geçmek, kim görmek ister, söylesene, kim görmek ister, senin yatakta altına kaçırdığını.” diyor bakıcı Berta ölmek üzere olan Bayan Tormann’a. Zaten yaşlılar da aksini iddia etmiyorlar. Bayan Greti şeker hastası Bayan Albert’e söz veriyor: “Ama eğer sizin bacağınızı keserlerse, size söz veriyorum, bir daha asla iki ayakkabı parası vermemeniz için gayret edeceğim. Her zaman yalnızca bir ayakkabı parası ödeyeceksiniz.” İnsanın buna gülmeye hakkı var mı?
Walser’in figürlerini “egemen şanssızlık uzmanları” olarak adlandırıyor eleştirmen Franz Wille. Figürlerden hiçbirisi kaderlerini kabul etmiyorlar (“Hayır, kimse, hiç kimse benden 79 yaşında olmamı bekleyemez.”), hepsi farklı şekillerde bununla başa çıkmaya çalışıyor. Üç bakıcı kadın “son yolculuğun hostesleri” olarak son, küçük bir anlam atfediyorlar yaptıkları işe; ölmek üzere olan yaşlılarla birlikte büyük starların ölüm sahnelerini sahneye koyuyorlar (“Ölmek yeterince basit bir şey, o yüzden abartmanın bir sakıncası yok” ayrıca “ölmek ve ölürken hala kendine benzemek, çok fazla şey istemek olur ”). Yaşlı Bay Pott gizli kalmış bir cinselliği şiire döküyor, Bayan Greti ikili bir beraberlik hasreti çekiyor (“Greti’nin fark edilmeyen bölgelerini keşfeden dünyadaki ilk erkek olmak ister misiniz?”) Herkes tarafından beklenilen kurtuluş dışarıdan geliyor; hem yaşlılar hem de bakıcılar için çabucak bir arzu nesnesine dönüşen ve sonra bir sahtekar olduğu ortaya çıkarak, adi bir biçimde ölen, genç maceraperest Rolfi. Çıkış yok.
“Theresia Walser “King Kong’un Kızları” ile yaşamın sonu hakkında, müthiş bir biçimde saygısız fakat hiçbir şekilde insanları küçük düşürmeyen bir oyun yazmış. Diyalogları kesin bir anlatım biçimine sahip ve çoğunlukla şiirsel, ara sıra ifade bağımlısı gibi gözükse de, oldukça nükteli. Yaşlıların bu yazıya dökülmüş figürleri üzerinden [...] dokunaklı bir biçimde kırılmış, çetrefilli ve muammalı karakterler biçimleniyor. Komiklik, hep onların kaybedilmiş, kaçırılmış yaşamlarının trajikliği üzerine kurulu ve en keskin anlarında bile hep büyük bir yasla dolular.” (Thomas Thieringer, “Süddeutsche Zeitung” Gazetesi)
“Theaterbibliothek des Goethe-Instituts- Stücke 99”, München 2000 Çeviren: Dilek Altuntaş
|
|
|
Ölüm Bir Randevudur
Theresia Walser
Oyun bir huzurevinde geçiyor. Son durakta, küçük, unutulmuş bir topluluk. Fakat oyun, yaşlanmanın getirdiği umarsızlığı ya da ümitsiz bir varoluşun dehşetini betimleyen, sosyal bir inceleme olmaktan çok; bu durumun beraberinde getirdiği, içinde herkesin “özlem hakkını” talep ettiği grotesklikleri tasvir eden bir yapıya sahip. Kendi varlıkları sonlanmaya yüz tuttuğu için birbirlerine dayanmak zorunda olan, tuhaf ve inatçı sesler.
İşte bu huzurevinde çalışan bakıcılar “King Kong’un kızları”; yaşlılar onlara “hizmetçileer” diye hitap ediyorlar. Sürekli, bakıcı olma durumunun sınırlarıyla karşı karşıya gelen, bakıcılık mesleğini sorgulayan ve bunun gerçekten bir meslek olabileceğinden şüphe eden üç genç kadın. Son kertede elden hiçbir şeyin gelmediği bir meslek.
Kendilerini bu umarsızlığa teslim etmeyi istemiyorlar; nihayete erdirecekleri şey ışıl ışıl olmalı. Ölümü yaşamsal bir oyun gibi işliyorlar, yaşlılara kendi gençliklerinin idolleri olarak ölmeleri birer Mae West, Greta Gabro, Clark Gable vs. olarak ölmeler, için onlara ünlü starların ölüm sahnelerini canlandırtıyorlar. Tıpkı King Kong’un kızlarının dediği gibi “ölmek ve ölürken hala kendine benzemek, çok fazla şey istemek olur .”
Bu sırada “King Kong’un kızları” kendilerini de büyük idollerin ölüm sahnelerinin ve dolayısıyla da kaderlerinin yöneticisi haline getiriyorlar. İdollerin ölüm yıldönümlerinde ölünüyor her defasında. “Ölüm bir randevudur” diyorlar “ve biz de onun şefleriyiz”.
Oyun bir geceyi kapsıyor; bir yandan böyle bir düzenlemenin geçirdiği süreci tasvir ederken -yaşlı bir kadının King Kong’un kızları tarafından çöplükten sürükleyerek getirilmiş bir kanepe üzerinde, Mae West olarak “ölmesi” gerekiyor- , öte yandan hayatlarında uykuya yer olmayan, yaşlı huzurevi sakinlerinin huzursuzluğunu betimliyor parça parça.
Tam da böyle bir durumun içine, sokaktan gelen genç bir adam dalıveriyor birden; sözüm ona bir maceraperest, Atina’ya yapacağı yolculuğu kaçırdığını iddia eden ve geleceğinin onu ezip geçmesinden korkan biri.
Toplumun onlara biçtiği rolle yetinmek istemedikleri için, kendi hakikatlerini şiirsel, hüzünlü ve komik bir biçimde kendi başlarına kurmak isteyen ve birbirleriyle çarpışan farklı gerçekliklerin oluşturduğu bir halka. Ve üç kadının, ondan bir zafer talep ettikleri, umarsızlığın keyfiyetine karşı ayaklanmaları.
Diğer tüm soruların yanında ortaya çıkan bir soru: Ölüme yaklaşanlar için bir tür “hizmet” mümkün mü?
(5.5.1998, Spectaculum 71, Suhrkamp 2000) Çeviren: Dilek Altuntaş
|
|
|
|